FORUMLAR



Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmis olsaydin, ben de sana cevap vermis olsaydim. Ya da son bulusmamizda buyuk bir firtina kopmus olsaydi aramizda ve bircok soz yarim kalsaydi, bircok mesele cozume baglanamadan buyuk bir ofke ve siddet icinde ayrilmis olsaydik da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konusmak kacinilmaz olsaydi. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydim. Butun meselelerden kactigim gibi uzaklasmasaydim senden de. Insanlari, eski karima yapmis oldugum gibi, buyuk bir bosluk icinde birakmasaydim. Kendimden dekaciyorum gibi beylik bir ifadenin icine dusmeseydim. Bu mektubu cok karisik hisler icinde yaziyorum gibi basmakalip sozlere basvurmak zorunda kalmasaydim. Ne olurdu, bazi sozleri hic soylememis olsaydim; ya da bazi sozleri hic soylememek icin kesin kararlar almamis olsaydim. Sana diyebilseydim ki, durum cok ciddi Bilge, aklini basina topla. Ben iyi degilim Bilge, seni son gordugum gunden beri gozume uyku girmiyor diyebilseydim. Gercekten de o gunden beri gozume uyku girmeseydi. Hic olmazsa arkamda kalan butun kopruleri yiktim ve simde geri donmek istiyorum, ya da donuyorum cinsinden bir yenilgiye siginabilseydim. Kendime, soyleyecek soz birakmadim. Kuvvetimi buyutmusum gozumde. Aslina bakilirsa, bu sozleri kullanmayi ya da boyle bir mektup yazmayi bile, ne sen ne ask ne3 de hicbir sey olmadigi gunlerde kendime yasaklamistim. Sen, ask ve her seyin oldugu gunlerdfe boyle kararlar alinamazdi. Yasamis birinin olu yargilariydi bu kararlar. Simdi her satiri, bu satiri da neden yazdim? diyerek ofkeyle bir oncekine ekliyorum. Aziz varligimi son dakikasina kadar ayni gorusle ayakta tutmak gibi bir gorevim oldugunu hissediyorum. Cunku baska turlu bir davranisim, benimle kucuk de olsa bir iliski kurmus, benimle az da olsa ilgilenmis insanlarcayadirganacaktir. Oysa, Sevgili Bilge, aziz varligimi artik ara sira kaybettigim oluyor. Fakat yarali aklim, henuz gidecek bir ulke bulamadigi icin bana donuyor simdilik. Biliyorum ki, buakil benibutunuyle terkedi nceye kadar gidipgelenazizvarlik masalinakimse inanmayacaktir. Bazi insanlar bazi seyleri hayatlariyla degil, olumleriyle ortaya koymak durumundadir. Bu bir cesit alin yazisidir. Bu alin yazisida baskalari tarafindan okunamazsa hem olunur ve hem de dunya bu olumun anlamini bilmez; bu da bir alin yazisidir ve en acikli olanidir. Bir alin yazisi da olumun anlamini bilerek, ona bu anlami vermesini beceremeden olmektir ki, bazi muelliflere gore bu durum daha aciklidir. Ben olmek istemiyorum. Yasamak ve herkesinburnundangetirmek istiyorum. Bu nedenle,Sevgili Bilge, mutlak bir yalnizligi mahkum edildim. (Insanlarin kendilerini korumak icin sonsuz duzenleri var. Durup dururken insanlara saldirdim ve onlarin korunma icgudulerini gelistirdim.) Hic kimseyi gormuyorum. Albay da artik benden cekiniyor. Ona bagiriyorum. (Butun bunlari yazarken hissediyorum ki, bu satirlari okuyunca bana biraz aciyacaksin. Fakat bunlar yazi, Sevgili Bilge; kotulugum, kelimelerin arasinda kayboluyor.) Gecen sabah erkenden albayima gittim. Bugun sabahtan aksama kadar radyo dinleyecegiz, dedim. Bir sure sonra sikildi. (Insandir elbette sikilacak. Benim gibi bir canaar degil ki.) Bunun uzerine onu zayif buldugumu, benimle birlikte bulunmaya hakki olmadigini yuzune bagirdim. (Ben yalniz kalmaliyim. Baska carem yok.) Bazen Nurhayat Hanima gidiyorum; karsilikli susarak oturuyoruz. Konusmamak ne iyi, bir bilsen. Insan elbette konusmak istiyor; dert yanmak, hakli cikmak istiyor. Fakat kelimeleri insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. Kendinden nefret ediyor. Dul kadin iyi: bana kahve pisiriyor, sigarami yakiyor. Onun yaninda biraz huzura kavusuyorum. Pilleri, kutusundan buyuk birradyosu var; onu dinliyoruz. Nurhayat Hanim sikilmiyor. Bazen dul kadinin evinde, bir iki soz ettigim oluyor: Kendi kendime konusur gibi. Nurhayat Hanim hic soze karismaz; aman iste biri konusmaga basladi varligini ortaya koydu, dur ben de bir seyler soyleyeyim kisiligimi gostereyim gibi kucuk ca ar icinde degildir dul kadin. Onunla oyunlar dinliyoruz radyodan. Yillardir sesleri degismeyen, fakat adlari farkli olan oyuncularin piyesleri; ayni heyacanli titresimler, ayni yukselip alcalmalar. Sanki yillardir surup giden uzun bir oyunu parca parca oynuyorlar. Kahkahalar atiyorlar - cocuklugumdan beri dinledigim kahkahalar. Ayni kapilari yillardir acip kapiyorlar. Ayni guc durumlarda kaliyorlar. Yavas konus bizi duyacak diyorlar, siz burada ne ariyorsunuz bakalim diyorlar. Ben yalniz sesleri dinliyorum, anlamlarla ilgili degilim.Kus sesi dinleyerek huzur duyanlar varmis; onlar gibiyim. Haberleri de, belli konular uzerindeki konusmalari da, tartismalari, acik oturumlari, reklamlari da, ozel programlari da ayni sekilde dinliyorum. Her kusun kendine ozgu bir sesi var: Sozleri dinlemeden hangi program oldugunu biliyorum bu yuzden. Dul kadinin inanilmaz bir hosgorusu var: Her cesit muzigi dinliyoruz ustuste. Bizim dilimizden sarkilar da var galiba: Cunku sozlerini anlar gibi olyorum. Dul kadinla ben, senin anlayacagin, soyut bir durumdayiz; daha dogrusu her seyin ozuyle ilgilieniyoruz: Meyvalarin yalniz suyunu iciyoruz. Birer sigara yakalim mi Nurhayat Hanim? diyorum. Yakalim Hikmet Bey, diyor. Songunlerde bana 'Bey' diyen bir dul kadin kaldi. Goruyorsun ben de kacamak yapiyorum: Yalnizligi dul kadinla aldatiyorum. Ne yapayim? Beni oldugum gibi kabul ediyor. Sen,yalniz iyi programlarimi dnlemek istedin. Alaturka caldigim zaman dugmemi kapatmak istedin. Belki gercek canavar ben degilim. Kalemi elinden birakti, "Sacmaliyorum albayim," diye mirildandi. Aslinda butun canavarlik benim icimde. Birden nasil oluyor anlayamiyorum. Hayir, birden olmuyor. Yavas yavas oluyor. Oraya nasil geldigimi bilemiyorum. Canim sevgilim derken, kendimi bir odanin ortasinda butun gucumle bagirirken buluyorum. Sevgi'ye de boyle yaptim. Bir seyler yapiyorum herhalde. Allahim! Neden bir turlu hatirlayamiyorum? Albayima sormaliyim. Durun albayim geliyorum. Merdivenleri kosarak cikti. Odaya hizla daldi. "Siz de hep bulunuyorsunuz albayim.Iste bu kolaylik beni cildirtiyor." Husamettin Bey basini kaldirdi: "Artik sana sasmiyorum. Gene ne istiyorsun?" "Yalniz basini ve sonunu hatirliyorum albayim. Arada ne yapiyorum acaba?" "Dur," dedi albay. "Biraz nefes al" Duramam albayim. Beni kimse durduramaz. Bilge bile." "Anlasildi," dedi Husamettin Bey. "Mesele nedir?" "Neden tedirgin oluyor beni gorunce albayim? Ne yaptim acaba? Babasi icerdeyken ona sarildim diye mi kizdi? Allah kahretsin! Kendimi tutamiyordum. Kolay zaferden basim donmustu. Tam formundaydim albayim. Simdi de formundayim. Biraz kosalim, isinalim albayim. Gunluk beden hareketlerimizi yapalim." Odanin icinde kosmaga basladi. "Dur oglum Hikmet, kendine gel," "Geliyorum albayim, kosarak geliyorum. Simdi de beden hareketlerimizi yapalim: Bir iki uc dort. Dorde kadar saymasini biliyorum albayim. Bundan sonra her sabah ayni hareketleri yapacagim. Karin dizden yukari dogru alinirke acak yarim daire seklinde sola dogru cekilir ve omuz hizasinda yere uzatilir bu sirada eller bitistirilerek nefes alinir ve ayni hareket sol karinla tekrarlanir: Yedi sekiz dokuz on. Babasina bile kizdim albayim. Neden erken yatmiyor dedim. Omuz adelelerimi de su sekilde calistiriyorum. Hareketler aslinda basit, fakat her gun tekrarlanmali. Bes alti yedi. Fikret meselesinde burnundan getirdim elbette. Benden once tufan dedim. Butun gecmisi aptalca yasadigini itiraf etti sonunda. Buyikintiya kim dayanabilir? Saglam kafa - saglam beden. Peki neden birdenbire bagirmaya basladim dersiniz? Neden cileden ciktim? Oysa Fikret'in aptal oldugna karar verilmisti sonunda. Olaylari hatirliyorum, nedenleri hatirlamiyorum. Buyrun size mesele! Peki, nasil kotu oluyorum? Zamanla. Dogru. Zaman her seyi hallediyor degil mi albayim?" Durdu, dusunceye daldi."Ne korkunc degil mi albayim? Evet, her seyi zaman bu duruma getirdi. Aslinda zamandan korkuyordum; gunlerin birbirine benzemesini bu yuzden istiyordum. Bu nedenle yasamiyordum, degisiklik istemiyordum. Beni zaman mahvetti albayim. Zamanla buluyor insan formunu. Her sey zamana bagli: Yetmis bes yetmis alti yetmis yedi derken insan oluyor. Zaman her seyi hallediyor degil mi? Her sozun hesabini sordum ondan, hic bir sozun hesabini vermedim. Cunku ben canavardim albayim, insan etine susamistim. Cig et yemek istiyordum. Iste sana cig et: Midene oturdu. Fakat ben, gercekten yanaydim; bu nedenle midem bozuluncaya kadar devam ettim. Onun gibi kendimi korumadim. Simdi de beden hareketlerimi yapiyorum, karin adelelerimi kuvvetlendiriyorum. Gelecek sefer herkesi cignemeden yutacagim. Cunku tas gibi sertlesti midem. Geriye dogru donelim, karin adelelerini gorelim: Bir iki uc dort. Isin basina donelim. Beni istemedi, yeter artik dedi. Fakat onu ben kovdum. Cunku as en bilirsiniz ki, en iyi savunma saldiridir. Ben yamyamim albayim: Cig etten -insan etinden- midesi bozulan bir yamyam. Acikli bir yamyam degil mi? Iste benim dramim albayim! Zaman her seyi bozuyor albayim. Ona kendimi gostermek istedim ve sonra da acikli goruntumu ortmek icin meseleyi gurultuye getirmege calistim. Fakat hatirlamiyorum albayim., Allah kahretsin hatirlamiyorum. Bir takim bagirmalar, aglamalar duyar gibiyim; bir ofkenin, sebepsiz bir ofkenin yukseldigini gorur gibiyim. Peki ne yaptim? Ne soyledim?" Oturdu. "Beni tahrik etmis olmali. Bilmeden bir yere dokunmus olmali. Herhalde ben de kendimi korumadim. Hayir yalan! Korumus olmaliyim. Her hareketimi hesaplamis olmaliyim. Kucuk hesaplar yapmis olmaliyim. Kalbi calistiralim albayim; kalp hareketleri yapalim. Kalbe giden damarlari genisletelim: Ikialti sekiz bes. Kosalim, durmadan kosalim. Herkes kendine bakmali. Herkes kendini sever. Aziz varligimizi koruyalim, aziz aklimizi koruyalim. Bizi, biz oldugumuz icin sevmezler;saglam olalim. Bizim oyunlari bir arkadasa okuyordum albayim; o gunlerde bir kiz asik oldugu icin beni dinlerken uyukladi. Yalan albayim, boyle bir sey olmadi; fakat olabilirdi. Her an tetikte olalim. Kotu ihtimalleri bir bir dusunelim. Beyin jimnastigi yapalim. Birkotu ikikotu uckotu dortkotu. Simdi hep birlikte nefes alalim. Kosalim albayim, durmadan kosalim. Itirazlarinizi dinlemiyorum albayim. Kosuyorum." Kosarak odadan cikti, merdivenlerden inerken dusuyordu. Hemen masanin basina gecti. Kaldigimiz yerden delim. Canavar ben degilim. Belki de canavarim. Son gunlerini bu odada gecirmek zorunda kalan emekli bir canavar. Can sikici anlarini hatirlayarak acikli canavar sesleri cikaran bir kara ejderi. Vuuu vuuu! Canavarin en kotu gunleri hangisi? Canavar takvimine gore persembeleri. Cunku persembeleri sevmem. O gunleri hatirlamak istemem. Hangi 'ogunleri'? Sevmem iste. Ozellikle persembe gunleri pencereden bakiyorum: Gaz tenekeleri var, iclerine toprak doldurulmus. Kim doldurmus? Ben doldurdum. Karisik bir takim tohumlar ve cicekler satan adama dedim ki: Bana bir cicek ver. Arsiz ciceklerden verdi. Bilirsin iste: Begonya mi derler? Kirmizidir, mat yapraklidir, kotu boyanmis mahalle kadinlari gibi bir cicektir. Elimden bu kadari geldi. Belki ayrica, kuru akvaryum icinde solucan da beslemeliyim. Mide adelelerim kuvvetlenince onu da yaparim. Sen tabii, persembe gunleri ne oldugunu merak ediyorsun. Bu sozlerin sonunda esasli bir itiraf bekliyorsun.Yok canim, beden egitimi derslerinden nefret ede alti yil boyunca her persembe bu munasebetsiz ders vardi. Ismini bile yazmak istemem bir daha bu sikici dersin. Oyle sozler ediyorum ki, ne aglanir ne de gulunur bunlara degil mi? Bir zamanlar insanlari guldururdum. Ne yapalim? Komedi aktorleri bile sonunda duygulu filimlerde oynamaya ozenmiyorlar mi? Ben de kalabalik yerlerde aglayan sarhoslara dondum. Insan boylelerini gorunce meyhane kapisini vurdugu gibicikar gider. Sevgi'nin bir akrabasi vardi: Ergun gibi bir seydi adi. Bak o gulmezdi sozlerime. Cunku Selim Bey miydi neydi bir akraba vardi orada. Onun mirasina goz koydugumuzu sanirdi bu Ergun. Insanlarin adlarini da unutuyorum artik. Bir kiz vardi, onun da adini unuttum; oysa aylarca dolasmistim bu kizla.Ustelik bir kere de aglatmistim onu. Fazla aglamasina firsat kalmadan kactim, kiz benimle evlenmek istiyordu cunku. Kalemi birakti. Bir kadini daha aglatmistin. O kimdi. Dusundu. Evet, yuzu yarali bir kadindi. Anadolu'daydim albayim. Pokerde kaybetmistim. Soforle muhasebeciyi randevu evine goturecektim. Oyle soz vermistim. Sonra nasil oldu bilmiyorum, bir kamyonda gidiyorduk -artik olaylarin bazi kisimlarini hatirlamiyorum-sehre varinca onlari randevu evine goturecektim. Kumar borcuydu. Oysa yol boyunca yemek paralarini da ben vermistim. O sayilmamisti. Otelde kalmistik. Onlar horlamislardi. Korkudan ve gurultuden uyuyamamistim. Onlari uyandirmak ve ben omrumde hic randevu evine gitmedim,demek istemistim. Benim bu insanlarin icinde ne isim vardi? Onlardan nefret ediyordum. Bununla birlikte sanki onlara yaranmak istiyordum. Allah kahretsin, onlarla cok samimi bir goruntu icinde konusuyordum. Bu adini unuttugum kizi da anlattirmislardi bana sonunda. Cok baski yapmislardi: Karilariyla nasil yattiklarina kadar bu konuda en ince ayrintilara girmislerdi. Bir sey soylemezsem cok ayip olacakti. Iste zora gelemiyordum.Isletme muduru de kizini benimle evlendirmek istiyordu, ikide birde yemege cagiriyordu beni. Muhasebeci de kamyonda giderken sirtima vurup duruyordu; sana su kizi yapalim diyordu. Bana yapiyorlardi. Nazmi de yapmisti: Behcet'in karisiyla iliski kurduktan sonra bana da bir kadin yapmisti. Bir gece, daha once hic gitmedigim bir evde birdenbire kadini yanimda bulmustum. Burasi kadinin eviydi. Nazmi de Behcet'in karisiyla birlikte yatak odasindaydi. Kadin pantalon giymisti. Neden kumarda kaybettim? diye hirsla vurdu yumrugunu masaya. Neden o gece otelde horlayanlari uyandirip, adini simdi unuttugum kizla yattigim yalan! diye suratlarina bagirmadim? Neden pantalonlu kadini -cirkin ve ihtiyar oldugu halde- divanda optum? Sonra,Allah kahretsin, bu pantalon yuzunden bir sey yapamadim. Cunku kadin nazlandi. Hay Allah! tabii ilk gece olmazdi, kadinin da bir serefi vardi. Neden Behcet'e de ihanet ettim? Nazmi, onun karisiyla yatak odasina gidince neden kacip gitmedim? Kadin, sevgilim,dedi. Rezalet. Annem yasindaydi. Hayir, belki daha buyuktu. Pantalonu cikarabilseydim mesele yoktu. Bile bile kotuluk budur iste. Ilk gece oksayacaksin, ikinci gece... Kadin sonra Nazmi ile ne haberler gonderdi? Busbutun kuculdum. Kadinin kulagina da o gece Allah bilir, sevgilim filan da dedim. Nazmi, pantalon meselesine cok guldu. Aman Allahim! Demek ona da anlattim! Bir pantalon yuzunden kuculdum. Hayir, kuculdugum halde, bir pantalon yuzunden... Ayni sey. Kendimi sattim, vermediler; ya da bunun gibi bir sey. Sonra ne oldu randevu evinde? Yuzu yarali kadinla da yatamadim iste. Onlar oteldeydi horlamalarini surduruyorlardi. Erkenden ciktim, bir randevu evi buldum. Nasil buldugumu Allahtan hatirlamiyorum. Belki otel katibine sormak alcakligini filan gostermisimdir. Kadinin gogusleri kucuktu, cok da ugrasti benimle, hayir yuzu yarali degildi, yuzune bant yapistirmisti, hayir boyle bir resmini vermisti, yillarca cuzdanimda tasidim, yalan,aylarca, belki de gunlerce, ne uzatiyorsun? Cuzdanima bir bakayim, olur mu canim? elbette yok iste, kadiniaglattim sonra, neden aglattim? cunku yatamadim, bir sey yapmam gerekiyordu ona, ben de aglattim, o isi yapamadigima gore, beni optu aglarken, evet, bir islaklik hatirliyorum yuzumde, tuzlu bir islaklik, sonra o isi de yaptik, yattik yani, demek istiyorum ki tam degil, ben geldim yani sonunda, kadin benimle alay etmedi, birtanesi etmisti cunku, onun icin sevmezdim boyle yerleri kadini aglatmistim, cunku sarhostum, cunku ne yaptigimi bilmiyordum, yalan, hayir dogru. Kadina soz vermistim tekrar gelirim diye. Ben de sahte acimacinin biriyim. Bu kadina hic olmazsa bir kere daha gidebilirdim, belki ikinci seferde basarili olurdum. Simdi gitsem bulabilir miyim acaba? Polis kayitlari filan. Imkansiz mi? Ne yapabilirdim? Elbette sonunda bir kadina gidecektim.Insanlardan kacamazdim. (Mektubu yazmaga devam etmeliyim). Bunlari kime anlatmali? Bilge'ye. Mektubu yazmalisin. Insanlar bilmeli. Belki yarin olursun cunku. Bunlari hemen yazmalisin. Goturup postaya atmalisin. Yolda giderken de kimseyle mesele cikarmamali. Kafamda, demek istiyorum. Fakat onlar ne meseleler cikariyorlar. Yolda karsidan karsiya gecerken bile mesele cikiyor: Otomobiller, insani nefretle siyirarak geciyor. Onune baksana, beni cigneyecektin alcak! Araba uzaklasiyor,iskence devam ediyor. Bana alcak diyemezsin. Otomobil gidiyor, kavga kaliyor. Kafama iskence ediyorlar. Sizi sikayet edecegim. Adam pi pis guluyor. Ne guluyorsun? Ben sana gosteririm. Ihtilal yapiyoruz, ben diktator ol Ben karsidan karsiya gecerken bana gulen soforu, arabasiyla yanimdan hisim gibi gecen haini bulup getirin. Biz ihtilali bunun icin yaptik. Iste seni yakaladim. Karsimda domuz gibi susup durma. Ozur dile, yerlere kapan, bir seyler soyle. Olmadi. Bilge'nin mektubunu gondermeli. Postahaneye gittik. Pul verir misiniz? Bozuk paraniz yok mu? Olsaydi verirdik. Bozdurun gelin. Canim isim acele. Isiniz aceleyse bozuk parayla dolasin. Bu durakta inecektim. Daha once soyleseydiniz; bu tarafa bakmadiniz ki. Posta memuruyla biletciyi de yakalayin; hepsini birden kursuna dizin. Once bana getirin.Sorgu sual yok, goturun. Bir de sey vardi... Ne vardi efendimiz? Adam yolda gidiyordu, sert bir gorunusu vardi, bana carpabilirdi. Carpti mi efendimiz? Susun. Her ihtilalin bir baskaniolur, herkes onu dinler. Carpsaydi elbette ozur dilemeyecekti. Beni kizdirabilirdi. Ben ofkelenince siritabilirdi. Insanlar her gun birbirlerine neler yapiyor. Her gun baskalarinda goruyoruz da aman bize bulasmasin diye sus uyoruz bu kotuluklere. Adam benden kuvvetli olabilirdi, ben onun pesinden kosabilirdim, yakasina yapisabilirdim, beni itip yere dusurebilirdi. Onu da yakalayin. Gozum gormesin yalniz. Bu sahneyle karsilasabilecek kadar kuvvetli hissetmiyorum kendimi. Diktatorler hassa olur. Ben de kotu ihtimalleri dusunmekten hassaslastim. Fakat sagligimi da bu duyarligima borcluyum. Cunku, insanin dusunceleri gerceklesmez. Kotu seyler dusunursen kotu seyler gerceklesmez. Korktugun her olaydan, basina gelmesinden urktugun her kotu raslantidan kacinmak icin onu ayrintilariyla dusunursun hemen. Ayrintilariyla dusunmek sart. Yoksa bir noktayi bile dusunmeyi unutsan o nokta basina gelir. Yalniz yasayanlar her seyi hesaba katmak zorundadir. Baska turlu korunamazlar. Baska turlu yasayamazlar. Allahim neler dusunuyorum! Dusun oglum Hikmet. Dusun ki bunlar basina gelmesin ha-ha. Iyi seyleri dusunmekten kacin sadece. Onlar basina gelsin. Mesele bu kadar basit iste. Daha once bunu neden akil edemedim? Peki, i nsan dusuncesini durduramazsa ne olacak? Hic durmadan kotu olaylari dusun; iyi olaylari dusunecek vaktin kalmasin. Bunu da kimseye soyleme, buyusu bozulur sonra. Basima kotu isler gelecek, basima kotu seyler gelecek. Bilge'yi bir daha goremeyecegim, hic goremeyecegim. Bilge beni ne yapsin? Sevmiyor iste, sevmiyor sevmiyor. Mektup yarida kaldi yahu, devam edelim: Kendimi iyi hissetmiyorum Bilge. Beni bir daha gormek isteyecegini sanmiyorum. Kendimi suclu hissediyorum. Dogdugum gunden baslayan bir sucdizisi icindeyim. Seni gormek istemiyorum, seni gormek istemiyorum. Ayni olaylaribir daha yasayacak gucum kalmadi. Beeni unut -belki de unuttun- beni unut. Basima gelecekleri dusunme. Ne yaptigimi, nasil yasadigimi merak etme. Sana anlatmasi zor. Sevmesini bilmeyenler, kaderlerine razi olmalidirlar. Oluyorum. Eyvallah.Iyi degilim, fakat uzuntulu de degilim bak guluyorum: Ha ha. artik senin icin bir yabanci olan H.H.H.(Ha-Ha Hikmet) Hemen giyin. Coraplarin yatagin altinda. Pembe gomlegini giy. Kazagini gecir ustune. Bakkaldan zarf alirsin. Yolda mesele cikarma. Postaci sana neler yapabilir? Onu dusun, tedbirini al. Agir agir giyindi. Bir sey dusunmemege calisarak merdivenlerden indi. Bakkaldan zarf istedi. "Buyurun ustad." Durum iyi gidiyor. "Yagmur yagacak galiba Riza Bey." Ona Riza Bey denince sevinir. Insanlarla iyi geciniyorum. Boyle soyleme, boyle dusunme; iyi seyler dusununce biliyorsun... Mektubu postaya verdi; bir aksilik cikmadi. Eve donmek istemiyorum. Yollarda dolasmak istemiyorum. Hava kapaliydi. Sonbahar gelmis demek. Bu mevsimlerle nasil ilgilenir insanlar? Icimin mevsimlerine de hic uymaz su tabiat. Onun icin tabiat cocugu olmadim, olamadim. Mevsimlere uyamadim. Duydugum bazi belirsiz sikintilardan, mevsimlerin degismek uzere oldugunu sezerim. O siralarda kafami bir seylere takmamissam tabii. Yagmur yagacak. Huzunlu mevsim diyorlar. Peki, nerede yerdeki yapraklar? Agacsiz bir yoldayim, ondan . Su adini unuttugum kizi da yagmur yagarken aglatmistim. Sevgi de evime ilk defa yagmurlu bir gunde gelmisti: Ustumde yesil bir gocuk vardi. Sevgi, o siralarda Nursel Hanim yuzunden sanatcilarla gorusuyordu. Onlara takilsaydim, neden duvarlariniza balik aglari asmiyorsunuz? deseydim; sanatci isaretleriniz nerede diye sorsaydim. Sen sanki ne yaptin? diye kucumserlerdi belki beni; iste gormemisin biri bu Hikmet, diye dusunebilirlerdi. Ben de onlarla hirslanirdim, sonra hepsini yakalatirdim. Benimle yaptiginiz tartismalari kazanmakla sanki daha iyi bir ressam mi oluyorsunuz Nursel Hanim? Alayci bir sekilde gulumsedi. Beni bir goren olsa... Sonra hepsini yakalatirdim: Insanlarla ugrasamam. Sogukkanlilikla hepsini ortadan kaldirabilirim, butun dellileri ortadan yok edebilirim. Insanlar benim icin birer deneme tavsanidir. O kiz da bir tavsandi. Kahvede, oda arkadasimla oturuyorduk ve adini simdi unuttugum bu kizdan bahsediyorduk. Bugun kizla bulusacagim dedim. Yarin bu sehirden ayrilmak zor unda oldugumu soyleyecegim, dedim. Durumu iyice hesaplamistim. Bu kizdan artik kurtulmak gerekiyordu. Benimle evlenebilirdi. Biraz da korkuyordum. Mesele cikar diye. Sen bir canavarsin dedi, oda arkadasim. Insanlari kullaniyorsun. Mustehzi bir tavir takindim. Rolumu iyi oynadim. Oda arkadasim beni anlamiyordu.Beni kimse anlamiyordu. Bu nedenle kiza daha kotu davranmaga karar verdim. Yolda giderken birden soyledim bu sehirden ayrilacagimi. Bu sozleri duyunca elbette agladi. Bunu beklemiyordum. Birden yagmur basladi. Tenha bir yerlerde yuruyorduk. Onu daha once hic opmemistim. Yolda kimseler yoktu. Bir agacin altinda telasla optum onu: Vaktim kalmamisti. Ertesi gun gidiyordum. Odam bostu: Arkadasima, her ihtimale karsi evde bulunmamasini soylemistim. Kizin dudaklari islakti; goz yasindan olmaliydi. Onu eve goturdum. Yolda bir kere daha opmustum, sonra beni itmisti. Eve girince hemen perdeleri kapattim. Cunku kiz, cok kalamayacakti, bir yerlerde calisiyordu, isine donmesi gerekiyordu. Onu divana yatirdim. Pencerenin onunde oynayan cocuklarin seslerini duyuyorduk. Kalkti, perdeyi acti. Bana aksilik etmek istiyordu. Elini tuttum. Bu temasla ikimiz de urpermeliydik. Olmadi. Divanin ustune oturduk. Benim gidisimi konustuk. Beni sucladi. Ona yazacagima soz verdim. Oysa adresini almamistim; bunu biliyordu. Sesini cikarmadi. Simdi adini bulurdum, adresini almis olsaydim. Gene divana yattik. Kollarimla onu sardim, saatime baktim, ikiye geliyordu. Elimi bacaklarina uzattim. Aylarca birlikte dolasmistik. Bir iki gunum daha olsaydi. Fakat biliyordum ki bu yakinligi, gidisimin yarattigi gerginlige borcluydum. Yarim yamalak sevistik divanda. Sonra birden firladi, eteklerini duzeltti, perdeleri acti, gec kaldigini soyleyerek aceleyle cikti gitti. Divanda, uzandigim yerde kaldim. Onu bir daha gormedim. Sonra adini da unuttum. Onunla evlenseydim korkunc bir sey olurdu. Baskasiyla evlendim, gene korkunc oldu. Sevgi boyle davranmamisti bana: Gocugunu cikardiktan kisa bir sure sonra kendi istegiyle kucagima oturmustu. Gogsunde bir sikisma hissetti. Icine bir huzun coktu. Mevsim insani etkiliyor demek. Basi dondu bir elektrik diregine tutundu. Yoldan gecenlerin gorunusu iyi. Demek dunyanin durumu iyi. Ben de iyiyim. Iyi deme. Yagmur basladi iste. Insanin kazagindan iceri girer, igne gibi derisine batar. Kendimi yormadan yurusem, bir kahveye girsem. Kahve bakimindan duzenli bir sehirdir: Her yerde bir tane bulunur. Kahvenin yayli kapisini itti, pencerenin onundeki bir masaya oturdu. "Bana bir cay." "Beye bir cay." Burada insana iyi davranirlar, bir gelenegi vardir cunku insan kendini boslukta hissetmez. Iyi seyler dusundugun halde iyi seyler olur. Kusura bakmayin, sikintim var. Kendimi yasamak zorundayim. Insanlari ve tabiati sevmeyen birine saldirmakla daha mi iyi olacaksiniz? Sevgi'nin elbiselerini kolay cikaramamistim; oysa kenimi sogukkanli hissediyordum. Gene bir acele vardi isin icinde. Bazi seyleri yasamakta gec kalmistik, zaman kazanmak zorundaydik. Telastan dogru durust sevisemedik. Aylar sonra bir duzene girebildik. Butun oyunlari kisa bir sure icinde sahneye koymak istedik. Bu endise yuzunden heyecanlar cabuk tukendi. Biraz daha idare edebilirdik. Cayini yudumladi. Elimizi kolumuzu nereye koyacagimizi bilmiyorduk. Simdi olsaydi daha duzenli davranirdim. Dogru kapisini calardim, ben geldim Sevgi, derdim. Ona neden giderdim? Gecen gun yolda gormustuk ya, iste ondan. Uzun sure yalniz basima dusundum Sevgi, buhranlarimi senden saklamak istemiyorum artik. Bana bir cay pisir. Birakalim her sey kendi kendine duzene girsin: Yavas yavas soyunalim. Bir sey kaybetmek korkusuyla yasamayalim. Ne olacak endisesine kapilmayalim. Birakalim zaman her seyi halletsin. Bu soz bize korkunc gelmesin. Ayni irmaga bir kere daha girelim. Acele etme, cay kendi kendi enir. Sen gideli neler oldu bak diyerek her seyi bir cirpida anlatmayalim: Bu saglik bozucu davranistan kacinalim. Hemen birbirimizi eksiltmeyelim. Dur islanmissin, sana kuru bir seyler vereyim, deme. Hurriyetime duskunum biliyorsun. Nasil olsa kururum. Gunluk yasantilarin kucuk kosusmalari icinde bunalmayalim, nefes nefese kalmayalim. Insan kendini kaybediyor sonra. Peki Hikmetcigim, dedi Sevgi. Insanlar birbirini anlamadan da sevebilir. Her irmaga istenildigi kadar girilebilir. Tecrube insana bir sey kazandirmaz. Cok bilen cok yanilir damlaya damlaya gol olur. Sacmalama dedi Hikmet kendi kendine. Ben kucuk burjuvalari sevmiyorum Sevgi. Kapi tokmagini da tamir etmek istemiyorum. Ne olur bir marangoz cagir. Ampulu degistirmek icin de elektrikci gelsin. Sevistikten sonra yataktan hemen kalkmayalim. Hic kalkmazdik zaten Hikmet. Icimiz kalkmasin demek istiyorum. Cok becerikli olmaliyim: Birbirimizin kusurunu gorururuz o zaman. Zaten becerikli olacak gucum yok Hikmet. Sen gideli cok zayifladim. Biliyorum, yolda farkettim seni gorunce. Belki bir cocugumuz da olur Hikmet. Cocuk mu? Evet, oyle ya: Geride bir seyler birakmak gerekiyor. Her sey denenmeli. Yavas yavas. Evet, yavas yavas hamile kalirsin Sevgicigim, cocugu karninda iki yil tasirsin. Hizli bir gebeligin gerilimine dayanamayacagimi hissediyorum. Birdenbire buyuk bir karinla karsilasmakta yorum. Sanci filan da cekme olur mu? Dunyada yeteri kadar aci var zaten. Kendimi cok yorgun hissediyorum. Yavas yavas dogur, olur mu? Cok yavas sevistigimiz bir gunun sonunda hamile kalirsan butun bunlari basaririz belki. Cocuk da yavas aglasin. Yorgun yasayalim dunyayi. Yorgun bir ask olsun iliskimiz. Bana iki aspirin ver, her tarafim agriyor. Evliligimizin ilk gunlerinde oldugu gibi fakat telasi eksik bir yasanti olsun: Durgun birhavuzun ilik sularina girer gibi... Uzun ve durgun bir yasanti icin aklimizi koruyalim. Cunku Sevgicigim, sen de biliyorsun ki, en buyuk hazinemiz aklimizdir. Geliyorum Sevgi, yagmur dinsin geliyorum. Insanlarin arasina sikismadan gelecegim, yavas yavas yuruyerek gelecegim. Once cayimi biterecegim; sonra, sakin ve ilgisiz bir tavir takinarak garsonun yaklasmasini, onumden bardagi kaldirmasini bekleyecegim. Sonra, yavas yavas uzatacagim parayi. Insan endise etmezse kucuk hesaplara kapilmaz. Bircok isi bir anda yapmaga calismazsa her an ne yapacagini unutmaz. Butun kotulukler dalginliktan cikiyor. Insan nerede oldugunu, ne yapmakta oldugunu her an bilmeli. Mesela ben simdi kahvedeyim, bunu uzun uzun dusundum, Hikmet sen kahvedesin dedim kendime, cayini ictin dedim, parasini odeyeceksin dedim. Disarda yagmur yagiyor, sen yagmurun dinmesini bekliyorsun. Mevsimlerden sonbahardir ve icindeki bu yavas huzun, sonbahar yuzundendir. Ilkbahar olsaydi boyle hissetmezdin. MEvsimlerin degistigini gozden kacirmamalisin, mevsiml insanlari birbirine karistirmamalisin. Kahvede otururken Sevgi'ye gidecegini durmadan dusunup sonra da cayin parasini verip vermedigini bilmez bir duruma dusmemelisin. Hizla kapidan cikip, yurumege karar vermis oldugun halde yalinayak otobuse binmemelisin. Hic bir zaman, birdenbire kendini bilmedigin bir yerde bulmamalisin. Butun kotulukler hazirlikli olmamaktan doguyor. Ilerisi icin cok hesap yapmamalisin. Hesap yapmaga alismamalisin. Butun kotulukler aliskanliklardan doguyor. Insan acele etmeden kendini seyrederse, aliskanliklarin kolesi olup olmadigini gorebilir. Ben de yavasliktan yanayim Hikmet. Ben de yorulmamaktan yanayim. Senden yanayim. Benim sozlerimi kullaniyorsun Sevgi, ne iyi. Ben de bundan sonra dikkat ederim Sevgi: Senin nasil konustugunu kulakarimla izlerim ve senin seslerini cikaririm. Birinci seferde aceleye geldi biliyorsun. Bunu unutalim Hikmet. Evet unutalim. Yalniz herseyi unutmayalim. Yagmurun dinmesini bekledigimizi unutmayalim. Hayatin bir oyun oldugunu unutmayalim. En buyuk hazinemizin aklimiz oldugunu unutmayalim. Aklimizi korursak butun oyunlari istedigimiz gibi oynayabilecigimizi unutmayalim. Dalginlikla yanlis kelimeler kullanmayalim; birbirimizi buhususta her zamanuyaralim. Dikkat et, hatirliyorsun ya, diyelim; aman elini unutma, elinden bir kaza cikmasin. Bir de ne olur kelimelere dikkat et, yalvaririm kelimeleri unutma! Yagmurun dinmesini bekledi. Yagmur dindikten sonra hesabi odedi. Agir adimlarla kahveden cikti. Karsiya gecmeden bir sure kaldirimda yurudu. Yolun bos oldugu bir sirada karsi kaldirima gecti. Gunessiz gokyuzu, havanin kokusu ve yollarin golgesizligi ona, baska bir zamani, daha once icinde yasadigi baska bir sehri hatirlatti. Hatiralar, bana duyularimin var oldugunu belirtiyor; gelecek zaman da sadece endise veriyor. Gecmisin dalginligina da kapilmamali; gelecegin endiseleri artar sonra, kararlarda sarsintilar olur. Uzun yolunu yavas yavas yurudu. Iste hurriyet budur: Her koseyi donerken heyecanli bir insan yuzu gorulebilir. Sevgi'nin evine. Ona derim ki: Ben geldim. Olmek uzere olanbir insan korkmamali. Olmek nedir? Yasayabilecegini hayal ettigim olaylarin bitmesidir ya da insanin oyle sanmasidir. Kucuk seylerle avunamaz mi insan? Yanimdan gecen su kadinin,birlikte yurudugu erkege bakisi gibi bir goruntuyle teselli olamaz mi? Onlarla sonuna kadar gidebilseydim, buradan nereye g rini ve birbirlerine neler soylyeceklerini ve nasil ayrilacaklarini ve ayrildiktan sonrane yapacaklarini ve gece nasil soyunacaklarini ve nasil yataga gireceklerini ve kendileriyle basbasa kaldiklari zaman ne dusuneceklerini bilseydim belki bir yasama gucu bulurdum icimde. Ayrintilar olmadiktan sonra... Vitrinlere bakti. Vitrinlere bakanlar, sonra donup birbirlerine bakarlar. Vitrindaslar. Birbirlerini begenmezler. Insan, kendine benzeyenden hoslanamaz da ondan. Yok canim. Ben, bana benzeyen birini bulabilseydim, gelecege guvenle bakabilirdim. Vitrinlerin onunde bana ters bakanlari gormezdim. Elbette oyle bakacaklar; vitrindas olmaktan baska ortak bir yanimiz yok ki. Ben vitrinleri, degistirilirken seyretmeyi severim aslinda. Kocaman beyaz bez pabuclar giyen tezgahtarlar, sucustu yakalanmis gibi olurlar. Iste asil onlar ters ters bakarlar adama. Hayvan herif! derler bakislariyla; bakacak baska zaman bulamadin mi? Butun gun orada durdun, sonunda bu munasebetsiz saati sectin. Sonra da se ni gormuyormus gibi yapar: En sakin gorunusuyle yanindakinden toplu igne ister. Boyle catismalari severim. Seninle tanismamissa, aranizda vitringibi bir engel, asilmaz bir duvar varsa, tek tarafli bir eglencedir bu. Senin inatla orada durusun, yoldan gecen yabancilari da etkiler. Iste sayin baylar! Dunyanin en garip vitrin canavarini goruyorsunuz. Cingir cingir! Ha-ha. Dagilin! Maymun mu oynatiyoruz burada? Vitrindeki bir sey soyleyemez. Biz de mankenin soyunmasini bekleriz. Manken karisik bir durumdadir. Onu hic boyle gormemistim. Demek egilip bukulebiliyormus. Siz de satilik misiniz bayim? Gorulmemis bir canavar: Bezden yuzgecleri var. Insan olsa, oyle sey takar mi ayaklarina? Canavar, canavar. Insanlarla aklimda kavga etmeyi, boyle anlarda severim. Iste vitrinin de en mahrem yerini gorduk. Yazik ki tezgahtar pantalon giyiyordu. Yarin ayni yerden, kucumseyici bakislarla gecebiliriz artik. Kalabalik artar. Ben de bir gun canli manken gormustum vitrinde. Sonra ayni adami sokakta sigara icerken seyrettim. Ayni adam miydi? Emin misiniz? Hayir degildi; basit insanlari kandirmak icin ayni adammis gibi gosteriyorlardi onu. Unut butun bunlari. Bir vitrinle bu kadar ugrasirsan... Yol uzundu. Bir sigara aldi. Yeni heyecanlar bekliyor beni. Kendini dagitma onun icin. Bir taksiyi durdurdu pazarlik etti. Ogle yemegi vaktini gecirdik ve boylece bir taksi parasi kazandik. Arabanin arkasina kuruldu, koseye oturdu, pencereden bakti: Meseleler hizla onunden gecti. Kapiyi Sevgi acti. Ben hazirim. "Iste geldim." Gulumsedi mi? Dikkat etsene. Coksasirsaydi farkederdim. Sen kendi planini uygula, dis etkileri hesabe katma. Oturma odasi kalabalikti. Esyayi ve insanlari taniyorum: Benim koltugum, Nursel Hanim, kitaplik, hali. Ergun da var. Oysa gec vakitlere kadar bu kanepede oturup Ergun icin nelersoylemistik. Sevgi de bana karsi cikiyor. Caresizlikten. Tanimadigim insanlar da var, yeni bir sehpa ve bir masa ortusu de alinmis. Ergun ne kadar da kibar: "Nasilsin Hikmet?" bir kufur ederim,senin bile yuzun kizarir. "Iyiyim." Beni sasirtmayin; mesele sizinle ilgili degil. Bu kismina hazirlikli degildim meselenin. Sustu. Buraya susmaya mi geldin? Fakat gunluk hayatlarini yasiyorlar, ben burada degilmisim gibi davraniyorlar. Evet, hazirlandilar; beni yenilgiye ugratmak icin manevralar hazirladilar. Bir kere oyun bozanlik ettin sen; piyesin yarisinda hic bir sey olmamis gibi iceri giremezsin. Girerim. Ben gorunmeyen adamim: Sozler beni delip gecer. Ya orum oysa. Ben de insanim. Hayir canavarsin. Seni hic konusmadik mi saniyorsun? Terbiyemizden susuyoruz. Beni tanimayanlar: Kim bu adam? Taniyanlar: Eski kocasi. Anlamistik. O halde neden sordunuz? Boyle sorular hayatin tadi tuzudur da ondan. Kim dedi bunu? Taniyanlar:Biz dedik. Sikintili bir sessizlik. "Kahve icer misin Hikmet?" Karnim ac ama "Icerim." Sen odadan cik da beni iyice bir suzsunler. Ulanbiz bunlara hazirdik be! Ben oldum, sizden mi korkacagim? Burada bir oluyu temsil etmeseydim size gosterirdim. Nursel Hanim sordu: "Nerede oturuyorsunuz?" Gecekonduda. "Uzak biryerde, uc katli ahsap bir evde." Albayim burada olsaydi gozleri yasarirdi. Beyefendiler!Hanimefendiler! Buraya ben aslinda bir iade-i ziyaret yapmak uzere gelmis bulunuyorum. Yillar once gene yagmurlu bir gunde Sevgi beni ziyarete gelmisti. Onun ustunde bir gocuk vardi: Yesil bir gocuk. Sonradan ogrendigime gore bu gocugu Nursel Hanimdan almisti. Ben de kahvede oturdum once ve islanmamak icin bir taksiye bindim geli rken. Ayni irmaga bir kere daha girmege geldim. Yorgun ve hazirlikliyim. Insan asagilik bir hayvan oldugu icin kendimi korumak icin geldim. (Dokunakli bir konusma.) Sevgi, beni gordugunu ve benimle konustugunu sizlere soylemistir. Yoksa biraz sasirirdiniz. Fakat Hikmet konusu da artik ilginc olmaktan cikmisti. Sevgi'yi de cok sik gormuyordunuz artik. Heyecan yatismisti. Zaman her seyi halletmisti. Sevgi'yi yolda gordugum icin mesele belki biraz alevlenmistir, o kadar. Sevgi, kahve tepsisiyle girdi; kahveyi once ona uzatti.Hikmet fincani tuttu. Buraya geldigime gore, bunun bir anlami var: Elbette kahve,once bana verilecek. Fincan elindenkaydi. Cok yavastutmusum demek. Fincanin dususunu ve kirilisini seyretti. O sirada dusunmeseydin; iki isi ayni zamanda yapamadigini bilmem sana nasil anlatmali? Zarar yok, denildi. Var. aklima cok zarari var. Eskiden telasa kapilirdim. Simdi yerin temizlenisini de fincanin dususunde oldugu gibi, ayni kayitsiz gozlerle seyrettigime gore demek oldum; duygu larim oldu, duygularimla iliskili aklim oldu. Demek zarar var: Aklima zarar var. Cunku sevgi, sen de cok iyi bilirsin ki, en buyuk hazinemiz aklimizdir. Su sarkiyi koro halinde tek sesle soylemeliyiz. Boyle programlar duzenlemeliyiz. Tanidigim bir fincandi bu kirilan.Oysa onu, tanimiyormus gibi seyrettim. Hic bir tepki gostermedim. "Affedersin," dedi Sevgi'ye: Kirmak istemedim. Ne yaptigimi bilmiyorum. Ne yaptigimi bilsem, buraya gelir miydim? O baska, dedi Sevgi, gozleriyle. O halde heyecandan oldu. Her seyin farkindaolmak, aklimi korumak isterken, epsini birden kirdim. Yerde hafif bir islaklik kaldi, yer bezinin islakligi. Birazdan kurur. "Yalniz mi oturuyorsun?" diye sordu Nursel Hanim. Bilge'yle birlikte gorduler beni. Sen evlenmissin, demisti biri de galiba bana. Yoksacok eskiden mi soylenmisti bu soz. Yalniz mi oturuyorsun? diye sordular sana. Ust katta albayim var. "Evet," dedi. Alt katta Nurhayat Hanim var. "Calisiyor musun?" dedi Ergun. Bu soru degil. Calismadigimi biliyorsunuz. Fakat hic bir sey olmamis gibi kabul edemezler ya beni; biraz hesap vermeli. Ben sana gosteririm. Bir karsi saldiriya gecelim: "Ayni evde mi oturuyorsun Ergun?" Ergun aldirmadi: "Selim Bey oldukten sonra biraz oturduk. Selim Beyin oldugunu biliyorsun, degil mi?" "Duymustum," dedi zayif bir sesle. "Cenazesinde bulunmak isterdim." "Bir yapip saticiyla anlastik ev icin," dedi Ergun. "Bize iki kat verecek." Peki Sevgi'ye ne birakti Selim Amca? Miskin olu, ne olacak? O halde ne hakla bulunuyorsun bu zavalli kizin evinde Ergun? "Sevgi, Selim Amcayi cok severdi," dedi hirsla. Neden cekip gitmiyorsunuz? Bizi yalniz birakin artik. "Sevgi, ye gelemedi." Iyi yapmis. Demek, Sevgi'nin anlattigi ev yok artik. Bir daha o sokaktan gecemem. "Buyuk bir evde oturmak cok masraflidir," dedi Sevgi. Duygularini belli etmez, iyi kizdir. Sevgi'ye bakti, ne giymis diye. Belki bir gun sorarlar bana: Bu tarihi gunde Sevgi'nin uzerinde ne vardi? Yagmurlu bir gundu; bir sala sarinmisti. Bilirsiniz Sevgi cok usur. "Birden kayboldun," dedi Nursel Hanim. Bu da ne demek? "Bana hic ugramadin." Dogru. Dizlerinize kapanarak, ben Sevgi'yi biraktim Nursel Hanim, demeliydim; cok istirap cekiyorum. Kendimi ele vermeliydim. Nursel Hanim, butun bunlarin sebebini biliyorsunuz. Nursel Hanim, ben aslinda sizi seviyorum. (Sacmalama.) Bu yasak aski kalbime gommek icin buradan uzaklasiyorum: Gemilere tayfa giriyorum (Hic de yapamam.) Simdi oturun da beni maskara edin bakalim. Albayim, size ihanet ediyorum. Cunku Nursel Hanimi seviyorum. Bacaklari da fena sayilmaz. Kendine gel. "Bu kadar zaman ne yaptin?" dedi Nursel Hanim. Seni dusundum; baska isim kalmamisti da. "Yazmak istiyordum," dedi; "Kafamda bazi oyunlar vardi." "Biz bu hafta Gogol'un bir piyesini seyrettik," diye gulumsedi Nursel Hanim. "Cok guzel oynuyorlardi." Oyunun guzel oynandigi, gulumsemenizden belli oluyor Nursel Hanimcigim; hemen kulise kosup sanatcilari tebrik etmis bir insanin mutlu gorunumu icindesiniz. Daha kendinize gelememissinizdir. Hepinizi kovacagim bu evden! Ben geldim cunku. Benim gelisimin ne demek oldugunu bilirsiniz. Nursel Hanim, oyuncularin adlarini sydi. "Onlar Gogol'u oynayamazlar," dedi Hikmet. "Gormeden nereden biliyorsun canim? Sen de kimseyi begenmezsin." Begenmezdim. "Gogol," dedi, vazgecti. Kimse de, Hikmet'in kafasindaki Gogol'u merak etmedi. Gogol yasamiyor ki artik canim. Oyuncular yasiyor, kulisler yasiyor, gazetelerdeki elestiriler yasiyor. Gogol'dan bize ne? Sozun gelisi Gogol dedik. Sevgi de bu oyunu begendiyse ben gidiyorum. Bir adam, eski bir koca, bi e cikip geliyor, daha yarim saat olmadan ona Gogol'den soz ediyorsunuz. Hepiniz aklinizi kacirmissiniz. Siz ne duygusuz insanlarsiniz. Neredeyse beni de carklarinizin arasinda ezecektiniz. Birden karsisindaki oteki yabancilari gordu. Hepsiyle tanistirilmistim ama, adlarini unuttum iste. Bu kadini taniyorum. Terledigini hissetti. Kadin, Suleyman Turgut Beyin son karisiydi. Onu tanistirmamislardi elbette: Bu kadini tanidigimi saniyorlardi. Odadakilerin yuzlerini inceledi. Hayir, kimse, Suleyman Beyin iki aylik karisini daha yeni tanidigimi farketmemis. "Emekli bir albay var," dedi. Sevgi, Hikmet'e dogru egildi: "Efendim?" Hikmet, kolunu eski koltugunun yanina dayadi:"Oyunlari yazarken bana yardimci oluyor. Ust katta oturan emekli bir albay var da. Husamettin Bey. Tiyatroya ve tarihe merakli. Beni cok destekliyor." Sevgi basini salladi, "Hep yazmak isterdin," dedi. Oyle mi? Hic hatirlamiyorum. Albayima ne diyecegim simdi? Eski karimla baristim albayim. Ne kotu soz. Soylemek, yapmaktan daha zor. "Beni cok tesvik etti oyunlar icin," dedi. "Dunyaya gucumuzu gostermek icin cok calismamiz gerektigine inandirdi beni. Beni sabirli bir dikkatle izledi. Surekli ve duzgun bi de calistirdi. Once, oyunlarin hangi esaslara dayandigini incelemek gerekiyordu. Genel kurallari ogrenmeliydim. Bunun icin de ilk olarak, nelerin oyun olmadigini, gercekten ve oyuna benzemeyen baska seylerden oyunu nasilayirmak gerektigini incelemege basladik. Albayin derin tarih bilgisi,bize bu konuda cok yararli oldu. Cunku tarihte bircok oyun oynanmisti, bircok oyun tekrarlanmisti. "Albay Husamettin Tambay da tiyatroya kucuk yastan heves ederek babasi Mirliva Hasan Pasanin (Musellah Hasan Bey, olumu 1343 - 1947) vazifeten bulundugu Sazandag Askeri Sultanisinde mesleki ogreniminin ilk hazirlik donemini idrak ederken mektebinin yaz tatili munasebetiyle babasi ile birlikte bir akrabasini ziyaret icin gittikleri Istanbul sehrinde o zamanki adiyla Darulbedayi (asli: dar-ul-bedayi) bugunku adiyla Sehir Tiyatrosu'nda seyrettigi bir temsil vesilesiyle yukarida bahsi edilen tiyatro tutkunlugu nuksetmis ve sonradan bu sehre temelli yerlestikleri zaman Mektebi Harbiye'ye devami sirasinda bu temsil heyetine gizlice katilarak figuranlik yaptigi gunlerde sanata buyuk bir askla baglandigi gibi bu meyanda tesirinden kurtulamadigi Otello Arabin Intikami) ve Hamlet (Hain Baba) piyeslerine ozenerek bazi manzum dramlar kalme almaklabirlikte bu hevesi sani, ondaki oyunculuk hevesi evveline mani olmamis ve bir firsatini bularak Darulbedayi rejisoru M.T.R. Hakki Bey (rahmetli H y) ile tanismaya muvaffak olmus ve yaz mevsimi temsilleri icin namzet sifatiyla imtihana katilan bircok heveskar arasinda temayuz ederek 'Darulbedayi bas rejisoru M.T.R. Kemal' imzasiyla verilen ve 'I tesrinievvel tarihine kadar muteber' oldugu kaydini tasiyan 'heveskar sinifi alisine muvakkaten sehir emaneti sanayii aliye ve terakkiyi nefise encumeni daimisinin muvaffakatiyle' verilen bir karar mucibince sahneye dahil oldugunu ogrenince o gece sabahlara kadaruyumamis ve sokaklarda dolasmis ve baba meslegi askerligi dahi kisa bir muddet icin unutmaktan kendini alamayarak babasinin sert tenkitlerine muhatapolmustu. Buyuk sehirde kalmis olduklari ilk yaz zarfinda, bircok oyundabirbirine karsit karakterleri olan figuran rollerini de buyuk bir basariyla canlandiran Husamettin Bey, Polonius'un oldurulmesi olayina karisan Hamlet'i tutuklamak uzere gelen Rosencratz ve Guildenstern'in emir ve kumandasindaki askerlerden biri olarak gorevini geregi gibi yaptiktan baska,sert bakislariyla dabir c ok seyircinin dikkatini cekti. Piyesin muellifi izin verseydi, Hamlet'i tutuklamak icin hemen uzerine atilacagindan kimsenin suphesi yoktu. Ayni oyunda -kadro darligi yuzunden- ayni zamanda bir adam, bir oyunc, bir yuzbasi, bir haberci ve bir gemici gibi isimsiz rolleri de buyuk bir hevesle oynamaktan cekinmedi. Bunun disinda, baska bir figuranin hastalanmasi uzerine, Cornelius rolunu de gec vakitlere kadar calisarak ezberledigi halde, tek konusmasini kendisiyle birlikte konusan Voltimand'in erken davranmasi yuzunden soyleme firsatini bulamadi. Perde kapandigi zaman onu arayanlar, bir kosede tek basina aglarken gorduler. Butun israrlara ragmen, o gece tekrar sahneye cikmadi ve ikinci perdede kiral, 'Hos geldiniz dostlarim,' yerine, sadece Voltimand'a 'Hos geldiniz dostum,' demek zorunda kaldi." "Insanlar istedikleri islerle ugrasamiyorlar, ne yazik," dedi birisi. "Bu albayiniz da belki tiyatroda kendine onemli bir yer yapardi." Hikmet itiraz etti: "Albayim bu emelini gerceklestirmek icin, butun gorev suresince calismaktan ve bir gun arzusuna kavusacagini bildigi icin umit etmekten geri kalmamistir. Insan, icinde boyle yuksek bir gaye tasirsa, yaptigi her is ona bu alanda yararli olur. Ayrica albay, emekliligine her gun bir adim daha yaklastigini ve yasamakla amacina ulasacagini hissetmistir. Bir gun emekli olacagini ve butun gucunu tiyatro uzerinde toplayacagini bildigi icin inancini hic bir zaman kaybetmemisti. Yillar boyunca piyesleri izlemis, butun tenkit yazilarini okumustur. Bu arada zaman bulabilmis olsaydi, Cornelius hakkinda basli basina bir oyun da yazacakti: Icindeki bu eski yarayi tedavi etmek istiyordu. Askerlikten emekliye ayrildiktan sonra, gene bu buyuk tiyatro ulkusunu gerceklestirebilmek icin karisindan ayrildi; kendini oyunlara verdi." Hikmet cevresine bakti:Tanimadigi misafirler gitmisti. Galiba yerimden kalkmistim bir aralik, birilerinin ellerini sikmistim diye dusundu. Sevgi de odada yoktu. Hayir, gitmemisler; tepsiler tabaklar ve yiyecekler arasinda gorunduler. Basi donuyordu, insanlar uzerinde dikkatini toplayamiyordu. Herkes yerini aldi. Onu dinlemek uzere hazirlandilar. Benimle boy olcusmeyi dusunemezler. Ogrenmek hevesiyle tutusan ogrencilere benzer bunlar. Insan konusurken kendini daha kuvvetli hisseder boyle ogrencilerin yaninda. Hic bir soz bosa gitmez. Yillar sonra, birdenbire 'Hatirliyor musunuz?' derler. 'Caylarimizi icerken bize oyunlardan ve albaydan ne guzel bahsetmistiniz, ne kadar heyecanliydiniz, sizin buyuk bir oyun yazari olacaginizi daha o gun anlamistik.' Fincanlarini ayni kibarilgiyle tutarlar; size, beklemediginiz bir anda, sozlerinizi coktan unutmus oldugunuz bir sirada mutluluk verirler. Birden gecekondunun rahatligini icinde duydu, Kirkor'un meyhanesindeki yumusakligi yasadi. Bura ir gecekondu. Iste dul kadin, iste sevdigim kadin. Albay nerede? Albayi icimde tasiyorum. Siz, gercekten benim disimda yoksunuz albayim, kizmayin bana. "Albayim olmadan ben hic bir sey yapamam," dedi. "Albayim yillarca dusunmus, albayim yillarca okumus. Ben onu dunyaya tanitmak icin bir araciyim. Benim yasimda bir insan, tek basina boyle bir gorevin ustesinden gelemezdi elbette. Yuzyillarin agirligini omuzlarinda tasiyamazdi. Ben onun yariscisiydim, daha dogrusu yaris atiydim. Kendi bacaklarinda eski guc olsaydi, bana ne ihtiyaci vardi? 'Oglum Hikmet,' dedi: 'Sen istekli bir oyuncusun, sana butun bildiklerimi ogretecegim.' Once teknigi iyi bilmek gerekiyordu.Buyuk oyun yazarlari bize ornek oldu. Onlari tanidik. Albayim da bilgilerini benimle birlikte yeniden degerlendirdi. 'Oyunlar,' dedi, 'Oglum Hikmet, gercegin en guzel yorumlaridir. Bizim gercek dedigimiz sey de bazi guclukler yuzunden iyi oynanamayan oyunlardir.' Neden gerceklerden kactigimi ben de boylece anlamistim. Artik kendimi gelistirmeliydim: solugumu oyunlara gore ayarlamaliydim. Bu amacla her seyi kullanmaliydim. Bunun icin de, once her seyi kulanmasini ogrenmeli. En kucuk bir ayrinti bile onemliydi. "Birer oyun yazari olarak yasamaga basladik. Albayim hayatla ilgili her seyi biriktirmisti: Inanilmaz bir koleksiyoncuydu. Butun hayatini, sonunda oynayacagi buyuk oyun icin biriktirmisti. Albayim, bir hayat koleksiyoncusuydu. Hayatinin hic bir bolumunu cop sepetine atmamisti; bir gun lazim olur diye bir kosede saklamisti. Kendisine yazilan butun mektuplari biriktirmisti. Kendi yazdigi mektuplari da bir sure sonra geri almisti. Tanidiklaria gider ve 'Mektuplarim zaman asimina ugradi, onlarin uzerindeki hakkinizi kaybettiniz,' derdi. Evet, hayatini buyuk bir kiskanclikla, buyuk bir cimrilikle biriktirmisti. Kimse ondan bir sey alamamisti. Buyuk ve yuksek amaclar ugruna her dakikasini, her saniyesini bir kenara koymustu. Baskalarini bile, onunla ilgili seyleri biriktirmege zorlamisti. Kendisine gonderilen pusulalar, onu evde bulamayan tanidiklarinin kapi altindan attiklari-kartvizitler, makbuzlar, kucuk notlar, cep defterleri gibi onemsiz seyler bile bir kutuphane dolduracak kada . Insanin bir yerde muhakkak kendini ele verecegini bildigi icin, en beklenmedik zamanlarda zayiflik gosterecegini tecrubesiyle tespit etmis oldugu icin, hic bir belgeyi kucumsemezdi. Albayim, yorulmaz bir koleksiyoncuydu. Yolda yururken basi daima onune egik gezerdi. Birinin yirtip attigi bir mektup, balkondan dusen bir ev odevi, arkadaslarinin can sikintisiyla uzerlerine anlamsiz seyler yazdiklari kagit parcalari, sasmaz bir kesinlikle yerini bulurdu. Durmadan cumle biriktirirdi albayim; insana ait her seyi bir koseye koyardi. Oyun alanini genisletmenin geregine icten inanmisti. Beni de, hafizam kuvvetli oldugu icin, bu iste kullanmaga baslamisti. Gercegi, iyi oynanan bir oyun hhaline getirebilmek icin hic bir fedakarliktan cekinmemek gerekiyordu. Insanlarin arasina karistigimiz zaman da, sabirli bir yonetmen gibi onlara oyunlarin kurallarini ogretmeliydik. Insanlar, cok kotu oyunlar oynuyorlardi genellikle. Her seyi ancak bir kere, o da prova yapmadan, oynamak firsatini buluyorlardi ; ustelik, iyi bir oyuncuda bulunmasi gereken ozelliklerden de haberleri yoktu. Boyle uzun bir oyunu, bu kadar sorumsuzca oynamayi, albayimin akli almiyordu. Insanlarin mimikleri ve jestleri son derece acemiceydi; diksiyonlari inanilmaz bir sekilde bozuktu. Bircok kelimeyi yanlis soyluyorlardi. Basarisizliklari bu yuzdendi. Bircok insan da kendisine uygun olmayan rolu benimsiyordu. Iyi bir yonetmenin varligina buyuk ihtiyac vardi. 'Anladim albayim,'diye bagirdim bir gun. 'Demek bunun icin insanlarin arasinda bulunmaya katlanamiyorum. Bu yuzden, onlar kotu oyunlarina baslayinca, kacacak delik aryiroum.' 'Sende dogustan tiyatro sezgisi var,' dedi albayim. 'O halde ne yapalim albayim?' diye umitsizce sordum. 'Oyunlari duzeltelim,' dedi kisaca. "Yasadigi hayat, onu hemen pratik sonuclara gotururdu. Ben korkuyordum. Bu korku, bircok oyuna baslamami engellemisti. 'Yalniz bu sefer dikkat edelim albayim' diye yalvardim. 'Bu sefer bir oyuna gelmeyelim. Son firsati da elimizden kacirmayalim. Butun ihtimalleri hesaplayalim. Butun teknikleri ogrenelim. Gorundugumuz kadar olmayalim. Hic olmazsa, gorundugumuzden az olmayalim. Hemen tukenmeyelim. Butun milletlere rezil olmayalim. Bizden iyi bir oyun ciksin.Misgibi yapmaktan usandim albayim.' Albayim, benim gibi telasa kapilmadi. Her seyi yeni bastan nasil ele alacagimizi anlatti. 'Butun bildiklerini unut,' dedi bana. 'Zaten fazla bir sey bilmiyorum albayim,' diye itirafta bulundum. 'Her seyden once nefesimizi iyi ayarlamaliyiz oglum Hikmet,' dedi bana. 'Evet albayim!' diye heyecanla bagirdim. 'Hemen ickiyi, sigarayi ve bos dusunmeyi birakiyorum. Bedeva dusunmek yok artik!' 'Heyecanlanma,' dedi albayim. 'Heyecanlarini bos yere harcama.' Kendimi tutmak istiyordum. Inanin cok ist . Gene de dayanamadim, bagirdim: 'Anliyorum albayim! Her yetenegimizi hesapli kullanmaliyiz. Batililar, kendilerini tutmasini bildikleri icin buyuk basarilara ulastilar, degil mi? Olsen bir yudum su vermezler. Tabii simdi anliyorum: Bakalim bu suyun sana verilmesi dogru mu? Bakalim sen kimsin? Ya Goethe'nin de ayni suya ihtiyaci varsa? Ilerleme baska turlu olmaz albayim. Onlar da once cok hesapsiz davranmislar; bir suru esasli insan bu yuzden yok olup gitmis. Ben de eskiden, su zenginler -ama cok zenginler- servetlerinin kucuk bir parcasini da neden banavermezler? Neden boyle surunup dururum? diye icimden onlara itiraz ederdim. Elbette albayim: Once, suyu hakettigimi gostermeliyim. Kagitlari biriktirdigimiz gibi, heyecanlarimizi da biriktirmeliyiz bundan sonra albayim.' "Buyuk bir durgunluk gelmisti bana. Artik bagirmak istemiyordum. Iyi bir yetistirici olan albayima kendimi teslim etmenin zamani gelmisti." "Muzikte de boyledir," diye atildi Nursel Hanim. "Iyi bir yetistirici olmadan sonuc alinmaz." "Ergun "Ben de bir zamanlar spor yapmistim," dedi. "Atletizme calismistim. Antrenor, her sey demektir." "Degil mi?" diye bagirdi Hikmet. "Ingilizlerin neden sustugunu artik anlamistim. Kendimden utaniyordum. Butun hayatimca konusmustum. Bir cumlesi aklimda kalmamisti. Birden dehsete dustum. Sonra, yok canim, dedim kendi kendime. Birkac cumle kalmistir elbette. Butun gucumle dusunmege calistim. Hayir aklima bir cumle bile gelmiyordu. Bazi atasozleriyle, cok dinledigim icin bir kismi ezberimde olan kotu siirlerden baska bir sey hatirlayamadim. Ingilizlerin sozlerini bile hatirlayamiyordum; demek onlari da okurken kendimi bos dusuncelere kaptirmistim. Bos dusunceler bile bir yerde kullanilabilirdi. Insan onlari oldugu gibi koruyabilseydi titiz bir koleksiyoncu gibi biriktirebilseydi, onlardan da bir sey cikabilirdi. Hayir, bos dusuncelerimi de unutmustum. Albayim sakindi,'Her seyin birden unutulmasina cok ihtiyacimiz var,' diyordu. 'Ya hepsini unutmamissam albayim? Yarim yamalak bildiklerim ya engel olursa bana?' diyerek, bir endisemi daha acikca belirttim. 'Her seyden once, sogukka alisin,' dedi. 'Sogukkanli olmaliyim albayim!' diye bagirdim. Heyecandan yerimde duramiyordum, hem de sogukkanli olmak istiyordum. 'Kendini yakip bitirme,' dedi albayim. Ben de kendimi yakip bitirmedim. Hayir, hic bitirmedim. Sogukkanli, sogukkanli, sogukkanli dedim. Kendime.'Bir de Ingilizlere soguk deriz,' diye aci aci guldum. Her seyi ne kadar yanlis biliyorduk canim. Bizim bu durumumuz kisaca rezaletti. Ellerimle sandalyenin kenarina siki siki tutundum; cok sogukkanli ve cok saglam bir bicimde durdum orada. Kendimi o kadar sikmisim ki, bir sure sonra adelelerim agrimaya basladi. 'Elbette albayim,' dedim. 'Idmanimiz yok da ondan.' "Bu yuzden butun yarsimalari kaybederiz," diye gorusunu belirtti Ergun. "Evet, bu yuzden kaybediyorduk; bircok yuzden kayediyorduk. Bu nedenle bacaklarimin ve kollarimin agrimasi pahasina sogukkanli olmaliydim. Kendime acimamaliydim. 'Evet, acimak albayim!' diye bagirdim. Henuz bagirmalarimi kontrol edemiyordum. Henuz, her duusnceyi,aklima gelir gelmez soylemek gibi bir yanlis davranistan kurtulamamistim. Kant, elli iki yasina kadar sabretmisti. Ben sabredemedigim icin, onun yazdigi bir kelimeyi bile anlamiyordum. Sandalyeye daha siki tutunarak: 'Dusuncelerini olgunlastirincaya kadar beklemelisin Hikmet,' dedim kendime. Agrilara ve kendine acimaya bosvermelisin. Birz dusundum ve sabrettim; sonra, "Bizi bir de bu acimak mahvediyor albayim,' dedim. 'Baskalarina acimakla baslayan bu tehlikeli duygu, her zaman kendimize acimakla son buluyor. Kendimize acimaktan, baska islere zaman kalmiyor. Acimak, ancak soyut bir dusunce olabilir. Ya da Batililar gibi davranir insan: Acidigi kimse icin bir seyler yapar. Buradan bir yere varir. Batililar neden bize bu gretmiyor? Isin esasini bana soyler misiniz albayim?" "Hic bir seyin aslini ogretmez onlar," dedi Sevgi. "Sonra bizi pazar olarak kullanamazlar. Onlarin yaninda yetissek bile, isin esasini ogrenemeyiz. Temel bilgileri buyuk bir titizlikle saklarlar. Iste durum meydanda: Bizim kumaslarimiz neden bu kadar cabuk soluyor?" "Her seyimiz soluyor," diye heyecanla atildi Hikmet. "Alcaklar! Hayir, sogukkanliligimi kaybetmemeliyim. Onlara kizmak da, bir cesit kendine acimaktir. 'Kendimize aciyacagimiza kendimizi taniyalim albayim,' dedim. 'Kendini tani derler ya; bu sozun gercek onemini kavrayalim.' 'Dogru,' dedi albayim. 'Fakat albayim, ben kendim olali yillar gecmis; kendimi tanimadan gecen yillari unutmusum. Onlari nasil ogrenmeli acaba?' Birden umitsizlige dustum. 'Uzulme oglum Hikmet,' dedi albayim. Iste iyi bir yetistirici boyle olmaliydi, degil mi? Insanin kendini birakmasina engel olmaliydi. Bu yuzden de kaybediyorduk. Zaten hangi yuzden kaybetmiyorduk ki? Bunlarin hepsini saymak bile guclesmisti. Fakat, artik umitsizlige kapilmaktan korkmuyordum. Albayim her seyin caresini buluyordu. Bununda caresini buldu, 'Kendimizi baskalarina sorariz oglum Hikmet,' dedi. Albayim bu kadar soyledi; ben onun sozlerini hemen cogalttim. Zaten her sozu cogaltiyordum; kotu aliskanliklarimdan henuz vazgecmemistim. kapi dolasiriz albayim,' dedim. 'Bizi bize anlatin, bizi durmadan kotuleyin', diye yalvaririz. Bize acimayin. Bize kendimizi tanitin. Durun acele etmeyin: Once kendinizi taniyin. Once kendinizi,sonra bizi kotuleyin. Bize vurun. Kendimize gelmemiz, kendimizi tanimamizicin bizi iyica hirpalayin. Artik kaybedecek durumda degiliz. Bu ulkenin artik kaybetmege tahammulu yok. Kendimizi taniyalim da sonunda yok olalim, zarar yok.' Albayim itiraz etti, 'Bir uctan oteki uca gecme hemen,' dedi. 'Kendini asiriuclar arasinda kaybetme.' 'Etmem albayim,' diyerek hemen razi oldum. Kendimi, yetistiricime teslim etmistim. 'Orta yol, degil mi albayim?' diye sevinerek sordum. Aslinda, hemen her soze cevap yetistirmemeliydim. Ne var ki, soylenenleri anladigimi o anda gostermek istiyordum. Bu davranisim da, yeni bastan kurmak istedigim oz varligima zararli oluyordu. Hayir, bir bakima da yararliydi: Kotu huylarimi, dolayisiyla kendimi taniyordum. Kendimi, bir de baskalarina sorsaydim, kim bilir ne kadar esa sli olacaktim? Evet, cok akilli ve kavrayisli gorunmemeliydim. Cunku boyle degildim. Biraz aptal olmasini ogrenmeliydim. 'Bir de Batililari aptal buluruz, degil mi albayim?' diye gulerek sordum. 'Onlarin acelesizligini, meselenin esasini ogrenmek isteyen sabirli durgunlugunu, aptallikla nitelendiririz. Oysa acele etmek yuzunden kendimizi bir kere daha ele veririz. Aptal olmaliyiz albayim, aptal! Butun kurtulusumuz buna bagli.' "Kurtulusumuzun bagli oldugu niteliklerin sayisi bir cig gibi buyuyordu. Neredeyse ilk nitelikleri unutacaktik. Bu nedenle, bilimsel de olmak icin, hemen bunlari kaydettik.Buyuklu kucuklu otuz yedi neden cikti ortaya. Ustelik, isin daha basindaydik. Ben, sayinin yuze yaklasmasindan korkuyordum. Fakat bu meselenin uzerinde durmak gereksizdi. On yargiyla yola cikilamazdi. Isin gittikce zorlastigini albay da goruyordu. Ayrica, yeni ilkelerimize gore, biraz da aptal gorunmemiz gerekiyordu; aptallar gibi ortaya atilmak da tehlikeliydi. Bu bizim icin kavranmasi guc bir durumdu. Albayim, 'Eskiler buna tecahulu arifane derler oglum,' dedi. 'Anlamadim albayim,' dedim. Oysa anlamistim; cok duydugum bir sozdu. Fakat, hemen anlamis gorunmek istemiyordum; bu huyumdan cok cekmistim. Artik, ilk ortaya koydugumuz ilkeleri uygulamaga baslamistim. Kendimle biraz gurur duydum; cok degil. Cunku bizim ilerlememizi engelleyen otuz yedi durumdan on yedincisi, gereksiz gurura kapilmakti. Yirmi ikincis on yedinci ilkenin asiri uygulanmasi sonunda, kendini kucumsemek gibi baska bir yanlisliga surukluyordu insani. Boylece iki ilkeyi daha uygulamis oluyordum ki, insan biraz kendini tutarsa otuz yedi ilkeyi birden uygulamak isten degildi. Fakat albayim fazla heyecanlanmami istemiyordu; baslangic icin bu kadari yeterdi. Yirmi dokuzuncu ilke de bize, iyi baslangiclarin tarihimizde cok goruldugunu, onemli olanin iyi bitirisler oldugunu bildiriyordu. Bastan cok yorulmamaliydim. Fakat idmanlarimi da hemen bitirmek istemiyordum. Soluklu olmaliydim. Bunun uzerine albayim, 'Bastan itibaren tekrarlayalim ki, iyice yerlessin bunlar,' dedi. Cok hakliydi; her zaman o durum icin gerekli olani hemen bulup cikariyordu. Bana ornek olmak icin, kendisi de bu calismalara katildi; onun yasinda, benimle birlikte kosmak buyuk bir fedakarlikti. 'Susmaliyiz,' dedik 'Susmaliyiz.' 'Acele etmemeliyiz, acele etmemeliyiz.' Ben, 'Heyecanlanmamaliyiz,' dedim. Sesim biraz yuksek cikti gene. Albayim uyardi. Fisildayarak , 'Aptallasmamaliyiz,' dedim. 'Kendimizi tanimaliyiz, kendimizi baskalarindan sormaliyiz.' Oluyordu. 'Unutmaliyiz albayim,' dedim. 'Kotu gunleri unutmaliyiz.' Gozlerim yasarmisti." "Piyano calarken de," dedi Nursel Hanim, "Tekrar cok onemlidir. Baslangicta da onemlidir, ilerledikten sonra da." "Nasil baslanir?" diye sordu Hikmet, heyecanla. Nursel Hanim gulumsedi: "Once tirnaklarini kemelisin." dedi. "Uzun tirnakla olmaz." "Duymustum," diye sevindi Hikmet. "Evet, belki piyano calmasini da ogrenebilirim. Hemen bir makas bulalim." Dusundu."Acele ettim gene," dedi. "Hayir, dagilmamaliyim. Insan bir seyi ciddiye almali. Bir kadin arkadasim vardi, bir gun benim gibi piyano meselesinden heyecanlanip tirnaklarini kesmisti hemen. Fakat piyanoyu birakti sonra; cunku kendini ciddiye almiyordu. Boyle bir seye hakki olduguna inananamiyordu. Tirnaklarini kestigi halde kendini ciddiye almadi. Fakat belki de bu yuzden heyecani, ciddi insanlarinkinden daha guzeldi. Neyse. Albayimla ben kendimizi ciddiye aliyorduk. Otuz yedinci ve en onemli ilkemiz buydu. Evet, biz kendimizi ve bunlari dusunurken aklimizi ciddiye aliyoruz. Cunku butun ilkelerimizi aklimiza dayandiriyoruz. en buyuk hazinemiz aklimizdir. Bunu unutmadikca, mantigimizi da saglam tuttukca, onun uzerinde her seyi kurabiliriz. Piyano da calabiliriz, atletizm de yapabiliriz." Hikmet, cevresinin bosaldigini hissetti: Ergun odada yoktu, baskalari da yoktu. Belki iceri gitmislerdir gene, diye dusundu. Evi dolasiyormus gibi yaparak odalara goz atti: Kimse yoktu. Demek ellerini siktim. Odaya dondu: Nursel Hanimla Sevgi'den baska kimse yoktu. Olabilir, dedi kendi kendine; biraz dalgin olunabilir, bunda bir zarar yoktur. Insan sonunda hatirliyor iste. Kadinlarin elbiselerine bakti. Bu elbiseleri de hatirlamaliyim. Insanin dusunce ve hafiza gucu sonsuz degildir; onu korumaliyim. Kendimi iyi hissediyorum. Gulumsedi. Nursel Hanim da gulumsedi: "Cok calismisa benziyorsunuz." Evet cok calistik. Bu bakimdan kendimizi korumadik; buna tenezzul etmedik. Benim endiseye dustugum zamanlar oldu:'Albayim,' dedim, 'Kendimizi acaba bos yere harcamiyor muyuz? Ya basaramazsak?' aslinda bu korku yersizdi; otuz ucuncu ilkeye gore, kendini harcama korkusu ve oldugu gibi koruma endisesi de zararliydi. Albayim beni yatistirdi. 'Birilerinin baslamasi lazimdi oglum Hikmet,' dedi. Aynen boyle soyledi. Cok yorgun oldugumuz bir sirada konusuyorduk. Ben kahve pisirmistim; sigara molasi vermistik. O gun oldukca yol almistik. Herhalde yorgunluktan olacak, belirsiz kuruntulara dusmustum. Ayrica bir odanin icinde, kendi basimiza ve yardimsiz cabalamanin da korkusu vardi. Ulkede kimse bizi desteklemiyordu. Kimse, ne yaptigimizi bilmiyordu. 'Bizi taniyacaklar mi albayim? Sesimizi duyurabilecek miyiz? Yoksa bir tecrube tavsani ya da bilinmeyen bir bilim adami gibi, kendimizi kendi uzerimizde deneyerek yok olup gidecek miyi istigimiz isin altindan kalkilabilir miydi? 'Giristigimiz isin temelleri saglam,'diyerek endiselerimi dagitti albayim. 'Aklin temelleri uzerine oturuyoruz.' Ben heyecanlandim. Akil sozunu duyunca heyecanlaniyordum. Akli cok seviyordum. Ikimiz de heyecanla ayaga kalkarak 'En Buyuk Hazinemiz Aklimizdir' marsini hep bir agizdan soylemege basladik. Bu mars, Akil Cumhuriyetinin milli marsiydi. Bu mars, bizim derinliklerimizden kopup gelen bir sesti. Albayim zamaninda askeri bandoda calmis oldugu icin muzikten anliyordu. Marsi o bestelemisti. Hep bir agizdan soyluyorduk: En buyuk hazinemiz aklimizdir Aklimiza guvenmek hakkimizdir Hayatta aklimizdir en guzel sey Akilsizlar bize kulak verin hey! Biz bu akli bulmadik sokaklarda Gorevimiz onu korumaklarda Kurtulduk, baska akillar bize yuk Aklimizdir hazinemiz en buyuk. "Ben, ayni zamanda marsin guftesini de yazan albayima itiraz ettim: Muzikten anlamakla birlikte siire akli ermiyordu: Korumaklarda denir miydi? Albayim kizdi, daha henuz eski akillarin etkisinden kurtulamadigimi ileri surdu. Ikinci kitanin ucuncu misraini anlamamis miydim? Bu albayimla ben basa cikamazdim." Hikmet gozlerini yeniden kaldirdi: Nursel Hanim da gitmisti. Bunu da gormemis olamam, diye homurdandi icinden: Giderken haber vermedi bana. Zarar yok, ne yapalim? Daha iyi oldu: Benden sikilanlarla isim yok. Yalniz, Sevgi'nin hangi elbiseyi giydigini unutma. Gormek istediklerini hatirla yeter. "Iste bunun icin Sevgi," diye soze basladi, "Bu yorgunluklar beni yordu. Bir sure bunlari dusundum sadece. Fakat her zaman seni dusundum. Ve sonunda, seni sevdigimi soylemege geldim sana." Basini kaldiramiyordu. "Cunku benim durumumu en iyi sen anlarsin. Yalnizligi ve korkuyu en iyi sen bilirsin. Yorgunluklar vardilar, fakat umitsizlik yoktular. Sen bir yerde bulunuyordun. Yumusak bir yerdeydin. Sert koselere carpmaktan yorulan aklimin durgun ve surekli bir ask icinde ancak seninle birlikte dinlenecegini biliyordum. Bizi baskalari anlamaz Sevgi. Baskalarinin akli baskadir. Bu yuzden ikimizi hep garip bakislarla suzmuslerdir. Simdi beni de garip bakislarla suzenler var. Ben onlara aldirmiyorum. Insanlarin beni begenip begenmemeleri umurumda degil artik. Ben kendimi tanimakla ilgiliyim. Albayimin tavsiyelerini tutmakla ilgiliyim. "Para meseleleriyle de ilgili degilim. Albayimla birlikte bir seyler yapariz nasil olsa. Cunku bu arada yaziciligimizi cok gelistirdik. Nerede ne soylenmesi gerektigini cok iyi inceledik. Insanlara bunu ogreterek hayatimizi kazanabiliriz. Onlari yanlis sozlerin tehlikelerinden kurtarabiliriz. Husamettin Bey yanlis konusmalar hazirliyor. Bir daktilo kiraladik; ben de cogaltiyorum bu konusmalari. Torenler icin guzel soylevler hazirladik. Nisan torenlerini izliyoruz gazetelerden. Onlara nikahta, dugunde gerekli olan konusmalari, postayla gonderiyoruz. Kitap gibi odemeli gonderiyoruz. Daha once bir mektup yaziyoruz, durumu acikliyoruz. Postaya parayi odeyen rahata kavusacak. Ask mektuplari, kisa ve uzun yolculuk mektuplari da yazdik. Bunlari kirtasiyecilere satmayi dusunuyoruz. Mektup yazmak icin zarf-kagit almaya gidenler, isterlerse bu hazir mektuplardan da yararlanacaklar. Her birinin ustunde cok calistigimiz icin, akla gelebilecek butun ihtimaller uzerinde durdugumuzu saniyorum et konusmalariyla tiyatro ve sinemadan donerken yapilacak yorumlarin kaliplari uzerindeki calismalarimizi surduruyoruz. Kitaplari okumadan ogrenmeleri ve uzerinde konusabilmeleri icin insanlara yararli olmak amaciyla da cesitli incelemelerde bulunuyoruz. Bu konuda meslekten elestirmecilerin basvurduklari yollardan kacinmaya calisiyoruz. Cunku gormusumdur ki, insan bir sey uzerinde calisir, onu hakkiyla basarirsa, sonunda muhakkak bir yararini gorur. Bunu da albayimdan ogrendim. Insan parayi kendine dert edinmemeliymis; kimse ac kalmazmis. "Ben kendimi tanimak icin, daha cok baskalariyla gorusuyorum. Albayimin da yardimiyla eski dostlarin bir listesini yaptim; onlarla kendim hakkinda konusuyorum. Gecen gun annemin ve babamin mezarlarini ziyaret ettim. Tasin ustune oturup onlarla bir sure konustum. Onlara sitem edebilirdim. Neden albayim kadar olamadiniz? Benimle ugrasmadan beni hayata gonderdiniz? diyebilirdim. Demedim. Neden bu kadar erken olduklerini de yuzlerine vurmadim. Yalniz kendimle hesaplasmak istiyordum. Onlar oldukten sonra neler yaptigimi anlattim: Senden ayrilmistim, gecekonduya yerlesmistim, calismiyordum, param gittikce azaliyordu, kotu ruyalar goruyordum. Sonu belirsiz bir takim islere girmistim, belki de olume yaklasmistim, evet onlarin olumleri bana da bulasmisti, yakinimdan gecmisti. Bana inanilmaz gelen bu olumlerden sonra baska ne yapabilirdim? Annem, benim olumden korktugumu bilirdi; bunu bildigi halde gene de olmustu. Tabii ben, bu olumlerin hesabini sormadim onlardan. Benim onlara karsi ci agimi, cunku bunu beceremeyecegimi dusunuyorlardi. Beni yalniz biraktiklari icin fazla uzgun gorunmuyorlardi; oldukleri icin yasayanlara acimiyorlardi. Belki ben sizin kadar yasamam, dedim onlara. Benim ne olacagimi bilebilir misiniz? Ben de size acimiyorum iste, dedim. "Baska tanidiklara da ugradim. Onlarin ayagina gittim. (Insanlar bundan hoslanirlardi.) Nazmi evlenmisti. Sehrin uzak bir yerinde, karanlik bir mahallede oturuyordu. 'Yakinda elektrik verecekler buraya' diye umitliydi. Oturdugu daireyi satin almisti. Iki cocugu olmustu. Kucuk cocugunu kucagina alarak, bana uzatti. Cocuk, 'Be-ba,' gibi anlamsiz sesler cikardi elini bana uzatarak. Bir zamanlar kimseyi begenmeyen Nazmi, bu seslere hayrandi. Anlattigina gore Behcet'in oglu daha iki sesi bir araya getiremiyordu. Bu cocuk muhakkak buyuk adam olacakti. Radyo calarken de basini o tarafa dogru uzatiyordu. Demek muzige de kabiliyeti vardi. Sonra, saman gibi sari bir kadin mutfaktan cikti; sicak sudan kizarmis elini bana uzatti 'Oglumu nasil buldunuz?' diye sordu. Ben cocuklari sevmiyordum; onlari cok aptal buluyordum. Allahtan ben hic cocuk olmamistim. Bir yil sonra Nazmi'nin oglu uc heceyi bir arada cikaracakti; bu, omur torpuleyici bir isti. Insan da cocukla birlikte aptallasiyordu zam ikce. Iste Nazmi de basini cocugun karnina dayiyor ve 'Ulu-dulu' gibi sesler cikariyordu; cocuk gibi anlamsizlasiyordu. Basini kaldirarak, 'Karim bize guzel yemekler yapar simdi,' dedi. Bir baska anlamsiz yaratik olan karisi da cok kotu yemekler yapti. Yagsiz ve corba gibi sulu olan bu tatsiz tuzsuz seyleri yemek boyunca ovdu durdu Nazmi. Ev yemeginin iyiliklerini sayip doktu. Oysa, lokantalarda daha iyi yemek yapiyorlardi. Sonunda ben de onlar gibi aptallastim, luks lambasinin isiginda yedigimiz yemeklerin iyi oldugundan, insanin kendi evinde oturmasinin yararlarindan soz ettim.Nazmi de bana, 'Alay mi ediyorsun?' demedi. Ben de ona, 'Nedir senin bu durumun?' demedim. Birbirimize birsey demedik. Ben ona, kendimi soracaktim; yemekler, be-ba'lar, sarisin kadinlar arasinda ne diyecegimi unuttum. Yemekten sonra, lamba isiginda kitaplarimizi okumaga calisirken ona, eski gunlerden, catismalarimizdan filan bahsettim; butun sucun bende mi oldugunu sordum. Soruyu anlamadi: Benim ona yaptiklarim i hatirlamiyordu. En kotusu bana yaptiklarini da unutmustu. Ben anlattikca, artik onden uc tanesi altin olan dislerini gostererek guluyor, 'Soylemisimdir herhalde,' ya da 'Bak sen su ise,' diyordu. Bizi anlamadan dinleyen karisina da 'Bak neler soylemisim bir zamanlar, insanlarin kalplerinde ne firtinalar yaratmisim,' der gibi bakti. Bu sirada cocuk, yerden bitti birdenbire. Babasina bir kalem uzatti. 'Yemekten sonra bilmece cozerim de,' dedi Nazmi, 'Akilli oglum, bana bunu hatirlatiyor.' "Biz boyle olmamaliyiz. Sevgi; boyle olmak istesek de boyle olmamaliyiz. Biliyorsun, albayimla calismaga basladiktan sonra, kotu oyun yazmak ve oynamak yasak, dedik. Ulkemize ve insanlarimiza karsi bir gorevimiz var. Nazmi gibi, cocuk akilli olsun diye, mutfak raflarina ustun mamalar dizemeyiz. Ne tedbir alinirsa alinsin, cocuklar aptal olur. Sen de karnindaki boyle bir cikintiyi bol elbiselerin altinda saklayamazsin. Biz albayimla her seyi kararlastirdik, nasil yasayacagimizi tespit ettik. Bundan sonra hata yapmayacagiz. Cilgin bir kalabaligin ortasinda nereye donecegimizi bilmeden kosup durmayacagiz. Kime ne soyledigimizi cok iyi bilecegiz. Kendimizi taniyacagiz. "Sonra ayrildim Nazmi'den. Benimle otobus duragina kadar yurudu, elindeki fenerle bana yol gosterdi. Tam zamaninda cikmistik evden: Son otobus isiklarini yakmis, beni bekliyordu. Nazmi her seyi ayarlamisti; oglu gibi o da akilliydi. Ben otobuse binerken sarildi bana, opustuk. (Bu adama bir zamanlar kizardim.) Otobus koseyi donunceye kadar bana el fenerini salladi. (Belki biraz daha salladi sonra.) Otobuse binerken, 'Yalniz oturuyorum, istersen bir gun ugra bana," dedim Nazmi'ye. Biletci'nin surat asmasina ragmen, adresi yazdirincaya kadar otobusu beklettim. "Bir gun de Dumrul'a gittim. Karisik bir sokakta, cok yuksek bir apartmanin cati katinda oturuyordu. Burasi daha once bir camasirhaneymis. Kapici Dumrul'un en ust katta oturdugunu soyledikten sonra ben merdivenleri cikarken ters ters bakmisti bana. Kapicilar, sevmedikleri kiracilarin ziyaretcilerine boyle bakarlar. (Dunyada cok sevgisizlik vardi.) Dumrul beni karsisinda gorunce cok sasirdi. Coktandir kimse beni gorunce boyle sasirmamisti. Ciplak bir masanin uzerine gazete kagidi sermis, sucukla sarap iciyordu. Once konusamadi, dili dolasti. Birkac sise devirdigi anlasiliyordu. Odada perde yoktu. (Cok yuksekte oturdugu icin onu kimse gormuyormus.) Ayakta sallaniyordu. Iki sokak kopegi gibi bakistik. Birbirimizi kokladik . 'Allah allah suna bak' dedi. Baska bir sozedemedi. Bana dokundu, her tarafimi yokladi. Beni eksenim etrafinda cevirdi her dogrultudan bakti bana. 'Otur birader,' dedi. Bir cay fincani da banagetirdi, fincana sarap doldurdu. 'Ben cok icemiyorum artik, Dumrul,' d Allah allah olur mu?' diye guldu. 'icince kotu ruyalar goruyorum Dumrul,' dedim ona. Beni dinlemedi, 'Haydi bakalim icelim,' dedi. Neden geldin? Nereden ciktin? diye sormadi.Beni gorunce, kimsenin sasirmadigi kadar sasirdigi halde, boyle sorular sormadi. Odanin ciplakligi icin ozur dilerdi, 'Insana lazim olan bir yatak,' dedi 'Bir de kitaplar.' Ukalalik icin boyle soylemedi. Butun esya bundan ibaretti. 'Bir de daktilo tabii,' 'Fakat cabuk yazamiyorum daha.' 'Ben karimdan ayrildim, Dumurl,' dedim. 'Yaa,' dedi, 'Cok sasirdim.' dedi. 'Hic tahmin etmiyordum.' Oysa, biliyorsun Sevgi, seninle ilk kavga ettigimiz sabah bizimle birlikteydi. 'Eeee ne var ne yok?' dedi ve guldu. Cok icki icmis oldugu icin guluyordu. Elindeki cay fincanini, cay fincanima vurarak, 'Haydi bakalim,' dedi. 'Icki bize de dokunmuyor mu saniyorsun?' Bana hemen nerede oturdugumu sordu, adresimi aldi. Birdenbire gelisime ve senden ayrilisima, durmadan sasti. Baskalarina da gittim Sevgi. Hemen hepsiyle bir takim kucuk olay lar yasamistim, bana bir zamanlar dokunan kucuk olaylar. Bunun disinda onlara kendimden pek bir sey vermemistim; bu yuzden onlardan da pek bir sey alamadim. Cogunu guldurmustum bir zamanlar; bu yuzden, beni gulerek karsiladilar. Oysa ben insanlari aglatmak istiyordum. Hic olmazsa ben aglayabilseydim. Babamla annemin sag oldugu sirada bize camasira gelen bir Fatma Hanim vardi, radyoda okunan mevluda aglardi. Sonra annem de katilirdi bu aglamaya. Ben onlari paylardim. 'Sen anlamazsin,' derlerdi. Gercekten anlamiyordum. Nasil agliyorlardi, hic bir sey anlamadiklari halde? Simdi ben de, soylediklerimi anlamasalar bile bana aglamalarini istiyorum. Belki de sozlerimin tam anlasilammasini, gene de benim icin aglanmasini istiyorum. Insanlari aglatmanin bu kadar guc oldugunu bilmezdim. Aslinda, kendimi de aglatamiyordum. Kendimi heyecanlandirma yeteneginden yoksun kalmistim. Bir bakima iyiydi bu: Otuz yedi ilkemize uygundu. Fakat ben de kupkuru olmustum iste. Sonunda busbutun kuruyup yok olacaktim. Iste Sevgi, bu acikli sona varmadan once buraya gelerek, seni eskisi gibi sevdigimi soylemege karar verdim. Bunu kafamda cok kurdum, icimde cok yasadim; kac kere kapiya kadar geldim. Uzun provalar yaptim. Albayimla da bu meseleyi ustu kapali konustum. Sonunda seni eskisi gibi sevdigimi soylemege karar verdim. Soze baslamak icin, bundan iyi bir giris bulamadim: Seni eskisi gibi seviyorum Sevgi. Belki uzun bir sure susmaliydim once. Sonra gozlerine bakmaliydim. Ya da bosluga bakarak boguk bir sesle konusmaliydim. Hepsini dusundum, hepsini oynadim. Sonunda, seni eskisi gibi sevdigimi soylemege karar verdim. Bundan daha iyisini bulamadim bulamadim. Arkadaslarim da bana yardimci olmadi. Onlara da sormak isterdim ne yapmak gerektigini. Oysa bir zamanlar benimle bu konuda cok ugrasmislardi: Yolda gordugum kadinlara, bir toplantida tanistirildigim kadinlara, bir barda masama gelen kadinlara neler soylemem gerektigini bana uzun uzun talim ettirmislerdi. Buraya gelmeden once, aynanin karsisinda kendimi cok seyrettim, fakat uygun bir davranis bulamadim. Daha once de seyretmistim aynada kendimi: Arkadaslarimin ogrettikleri sozleri denemistim. Fakat kadinlar, acemi bir oyuncu oldugumu hemen anladilar: Lutfen yerinize oturun, dediler. Soz birligi etmis gibi hep bir agizdan, 'Lutfen yerinize oturun,' dediler. Ben de lutfen y erime oturdum. Cunku, ben soz dinleyen bir erkektim. Herkesin sozunu dinledim. Kendini kotulersen sana acirlar butun kadinlar, denildi bana. Ben de kendimi acindirmak icin gittim kadinlarin ynaina: Lutfen yerinize oturun, dediler. Lutfen yerinize oturun. Sonunda kendime, ben acidim. Simdi yerimden kalkmak, sana yaklasmak istiyorum. Lutfen yerine otur, diyecek misin bana?" Basi agirlasmisti. "Basimi tasiyamiyorum," diye soylendi. Basini kaldirdi: Sevgi yoktu. "Hayir," dedi kendi kendine. "Gitmis olamaz. Herkes gidebilir, Sevgi gidemez. Bunu cok iyi biliyorum. Bunun provasini cok yaptim. Burasi onun evi. Hesapta bu yoktu." Cevresini inceledi. Sevgi yoktu. Sevgi'nin evinde degildi. Butun vucudunu bir ter kapladi. "Demek eve donmusum," diye mirildandi. "Bu sefer de ben allahaismarladik dedmisim. Elimi uzatmisim. Yatagima uzandigima gore demek boyle yapmisim. Sozu bir yerde bitirmesini becerememisim." Yatakta yan dondu, yorgani ustune cekti, "Uykum var," dedi. "Uyumaliyim."

Oguz Atay, Tehlikeli Oyunlar (15. Bolum)