|
OŠUZ
ATAY' IN ROMANI VE KAHRAMANLARI
Atay'in tutunamayanlari
burjuva duzeninin kurallarina, deger yargilarina, begenisine, yasam
bicimine ayak uyduramayan, topluma yabancilasmis yalniz insanlardir.
Yazar kucuk burjuva aydinlarini silkelemek icin onlarin kultur degerleriyle,
ideolojik tutumlariyla, yasamda baglandiklari konvansiyonlarla alay
eder, ama bununla yetinmez. Cunku saldiri hedefi olan zihniyet sanat
anlayisini da icerir ve bundan oturu Atay saldirisini, tutunanlarin
anlayamayacagi, reddedecegi turden bir romanla yapar. Boylece onlarin
roman konvansiyonlarini da yikmaya calisir. Eger yalniz birincisini
yapsa ve klasik gercekci romanla isini gorseydi, meydan okuyusu boylesine
koktenci olmaz ve sanat anlayisi bakimindan bir uzlasmaya girmis sayilacagindan,
isyani gucunden cok sey yitirirdi.
Tutunamayanlar
hem soyledikleri hem de soylesis bicimiyle bir baskaldiri oldugundan
iki yonden de incelenmesi gerekir. Ne ki simdiye kadar yapitin karakterleri
ve felsefesi uzerinde durulmussa da soyleyis bicimine yeterince egilen
olmamistir. Ancak hepsinden once, Aatay'in Bati'daki hangi tur roman
anlayisina katildigini belirtmek gerekir, cunku Atay, Turk romaninin
geleneksel cizgisinden cikarak baska tur romani (modernist ve postmodernist
bir roman) deneyen ilk Turk yazari olmustur.
Donemin
edebiyat anlayisi:
19.yuzyil gercekci
romani, materyalist, pozitivist bir dunya gorusune dayaniyordu. Herkesin
ayni sekilde algiladigi nesnel bir dunya vardi ve bilimin acikladigi
bir takim yasalara gore duzenli bir sekilde isleyen bu dunyada insanoglu
durmadan ilerliyordu. 19.yuzyilin gerceklige bu guvenli ve iyimser bakisi;
herkes icin ortak bir fenomenler dunyasinin varligini sorgusuz kabul
edisi; "terakki"ye olan inanci, 20.yuzyilda artik olanakli bir tutum
olmaktan cikmisti. Ozellikle Birinci Duya Savasi'ndan sonra eski iyimser
inanclar sarsildi ve gercekligin ne oldugu konusunda kuskular belirdi.
19.yuzyil sonlarinda ve 20.yuzyil baslarinda M.Proust, H.James ve J.Conrad
gibi yazarlar klasik gercekki roman anlasisina uymayan degisik bir romanin
yolunu actilar. Sonradan, 20.yuzyilda yazdigi icin "modern" sifatini
alan ama eski anlayisi surduren yazarlardan ayirmak amaciyla "modernist"
diye anilan J.Joyce, F.Kafka, V.Woolf, R.Musil, W.Faulkner ve daha bircoklari
bu yeni romani gelistirler ve 1920'lerde doruguna ulastirdilar.
19. yuzyilin toplumsal
ilerlemeye, insanlar arasi iletisimin gelisimine olan iyimser inancini
paylasamayan bu yazarlar dis dunyaya, topluma degil insanin ic dunyasina,
bilincin karmasikliligina egildiler. Klasik gercekci romanin uc ana
ogesi, yani olay orgusu, karakter ve cevre modernist romanda onlemlerini
yitirirler ve onlarin yerine on plana gecen oruntu, simge, imge, ritim
ve bakis acisi gibi ogeler olur. Bundan oturu de ozellikle olay orgusunden
siyrilma carelerini arayan modernist roman, siire ya da muzige yaklasmaya
caliisir.
Cogu Tanri'ya,
dine inancini yitirmis, yasami ve dunyayi anlamsiz bulan modernistler
bu anlamsizliktan kurtulmak icin sanata siginmakta buldular careyi.
Oruntuye, yapiya, mitosa yaslanan sanatin kendisi ahenkli, alternatif
bir gercekli sayildi.
1930'larda hizi
kesilen modernist romanin yani sira geleneksel diyebilecegimiz gercekci
roman da yaziliyordu dogal olarak. Ne ki Ikinci Dunyu Savasi'ndan sonra
1950'lerde Fransa, 1960'larda Amerika ve Ingiltere ve daha sonra Italya,
Almanya, Latin Amerika yeni bir gelismeye sahne oldular. Post-modern
dedigimiz (bazilarinin metafiction, bazilarinin surfiction adini verdigi)
bu cagdas roman akimi, 19.yuzyil gercekci romaninin da, modernist romanin
da dayandigi estetigi yetersiz ve gecersiz bulur. Post-modernistlere
gore romanin islevi 19.yuzyil gerceklerinin sandigi gibi insan, dunya
ve toplum hakkinda gostersel bir anlami olan gorusler bildirmek, gercekligi
yansitmak degildir. Ne de modernistlerin yaptigi gibi, oruntulerin kurgusuyla,
simgelerin, motiflerin duzenlenmesiyle elde edilecek bir bicim estetigi
sunmaktir. V.NABAKOV, John Fowles, Italo Calvino gibi birbirinden cok
farli yazarlari icine alan bu cagdas akimin kisa bir tanimini yapmak
olanaksiz. Ama bu yazarlarda ortak olan bir iki ozelligi deginmek olanakli.
Gercekci roman
okura, bir kurmaca yapit oldugunu unutturmaya ve okurda, gercek olaylar
icindeymis duygusunu uyandirmaya calisir. Bundan oturu de karakterleri,
olaylari, cevreyi inandirici kilmak, gercekci yazarin baslica kaygilarindandir.
Post-modern yazarlar ise, tersine romanin uydurma oldugu olgusunun altini
cizer. Ve gercekci romanin parodisini yaparak, anlat ogeleri arasinda
oyunlar kurarak gerceklikle kurmaca arasinda varsayilan baglari sorgular.
Post-modern romanin bir ozelligi de sanati bir tur oyun olarak gormesidir.
Ama post modern romanda oyun oynama bilincli bir sekil alir ve yazar,
kurgulama eylemini, okura, bir oyun gibi seyrettirir.
Baska bir ozellik
cerceve sorunudur. Her kurmaca metin bir cerceve icine alinmistir. Ve
en azindan on kapak ile arka kapagin bir cerceve olusturdugu soylenir.
Fakat bu cerceveler yazar tarafindan kirilir.
Oguz
Atay' in Roman Kurgusu:
Tutunamayanlar
19.yuzyil gercekligine sirtini donmus, bir ayagi modernistlerde bir
ayagi da post-modern olan bir roman. Cunku bu Atay'in James Joyce gibi
modernist bir yazarla, Nabokov gibi post-modernist bir yazardan cok
etkilenmis olmasindan kaynaklanir.
Tutunamayanlar
bir tur cerceve icine alinmis metinlerdendir. Selim Isik ve Turgut Ozben'
in hayat hikayeleri belirli cerceve icine alinmis, daha sonra da bunlar
sondan basa dogru kirilmistir. Bunu diger romanlarinda da gormemiz mumkundur.
Post-modernist romanin ozelliklerinden biri olan oyun Atay tarafindan
sikca islenmistir. Tehlikeli oyunlarda Hikmet Benol'un oynadigi oyunlar
Korkuyu Beklerken'deki oykulerin konusu okura bir oyun havasi yasatmaktadir.
Son olarak tiyatro eseri olan oyunlarla yasayanlar ise Atay'in kurgu
oyunlarina verdigi onemi gosterir.
OYUNLARLA
YASAYANLAR
Oyunlarla Yasayanlar'in
konusunu anlatmaktansa bu oyundaki kahramanlarin temsil ettigi kavramlari
aciklamak istiyoruz. Oncelikle Oguz Atay bireyin toplumla olan catismasini
bireyin toplumdan uzaklasarak yalnizlasmasi olarak gosterir. Ayrica
Turkiye'nin sorunlarina egilerek elestirel bir gozle bakar. Onun gozunde
Turk insani, kimligini bulamamis Dogu-Bati, Ilerici-Gelenekci cizgiler
arasinda sikismis caresizdir.
Oyunla Yasayanlar'da
iki onemli karakter bizler icin onemlidir:
1-Saadet Nine: Osmanli'nin
cokusunu temsil eder. Oyun boyunca surekli Osmanli Pasalarinin kendisini
ziyarete gelecegini sanir. Osmanli'nin son yillarindaki acizligi ve
zayifligi Saadet Nine'nin ruh haline islemistir.
2-umit: Populer
kulturun yetistirdigi kisiligi simgeler. Degiskendir; soyle ki yaptigi
islerin sonuna kadar gidemez, derslerinde basarisizdir.
Atay'in butun eserlerinde
Turkiye'nin gecirmis oldugu siyasal bunalimlara gondermeler yapilmistir.
Eserlerinde 70'li yillarda ulkenin gecirmis oldugu siyasal, ekonomik
bunalimlarla ikiye bolunmenin esigine gelindiginin isaretlerini buluruz.
|